Birleşmiş Milletler Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu’nun Kosova Kararı

24 – 28 Ağustos 2020 tarihleri arasında düzenlenen 88.ci oturumda Birleşmiş Milletler Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu (WGAD), Kosova Yetkilileri ve Türkiye Hükümeti tarafından Kahraman Demirez, Mustafa Erdem, Hasan Hüseyin Günakan, Yusuf Karabina, Osman Karakaya ve Cihan Özkan’a karşı işlenen ciddi insan hakları ihlallerini doğruladı.

A / HRC / WGAD / 2020/47 raporunda, 29 Mart 2018 tarihinde Kosova’da tutuklanan, gözaltına alınan ve zorla Türkiye’ye nakledilen yukarıda adı geçen kişiler hakkında keyfi ve uluslararası insan hakları normları ve standartlarına aykırı birçok ihlal açıkça belirtilmiştir. Kosova Yetkilileri ve Türkiye Hükümeti, her ikisini de 16’dan fazla maddeyi ihlal ettiği belirtilmektedir.

 

Çalışma Grubu, Türkiye Hükümeti’ni altı kişinin derhal serbest bırakılmasını sağlamak için acilen harekete geçmeye çağırmaktadır. Türkiye Hükümeti ve Kosova Yetkilileri, mağdurlara uluslararası hukuka uygun olarak uygulanabilir bir tazminat ve diğer tazminat hakkı tanıması gerektiğini belirtmiştir.

Son üç yıl içinde, Çalışma Grubu, Türkiye’de keyfi gözaltı ile ilgili olarak önüne gelen dava sayısında önemli bir artış olduğunu kaydetti.

 

Türk Hükümeti henüz herhangi bir adım atmamış olmasına rağmen, Kosova Ombudsman Kurumu yetkililerin ulusal ve uluslararası hukuku ihlal ettiği sonucuna varmıştır.

 

Birleşmiş Milletlerin krarının tam metnini PDF olarak indirebilirsiniz

Yurt Dışından Zorla Kaçırılmalara Karşı Birleşmiş Milletler’den Tarihi Karar

Türkiye’de Erdoğan rejiminin 15 Temmuz 2016 tarihinde sergilediği tiyatro ile yönünü batıdan, demokrasiden, evrensel insan haklarından, özgürlüklerden ve adaletten  çeviren Türkiye,  dünyadan soyutlanarak içe kapandı. Ülke içerisinde, farklı dil, din, ırk ve anlayıştaki toplumun mozaiğini oluşturan kesimlere ve hizmet hareketine karşı nefret söylemleri geliştirerek toplumdaki ahengin, birlik, bütünlük ve kardeşliğin parçalanmasına sebep olan Erdoğan rejimi, ülkede masum insanlara telafisi imkansız zulümler ve travmalar yaşattı.

Türkiye’de 15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe tiyatrosu sonrası, millî Eğitim Bakanlığı’nda görev yapan yaklaşık 34 bin öğretmen ve 6081 akademisyen mesleklerinden atılmış ve Özel Eğitim Kurumlarında çalışan 20 bin öğretmenin de çalışma izinleri ve lisansları iptal edilmiştir. Toplamda 55 bin öğretmenin kamuda ve özel sektörde öğretmen olarak çalışması keyfi bir şekilde yasaklanmıştır. Terörle hiçbir ilişikleri olmadığı halde, kadın-erkek binlerce öğretmen terör suçlaması ile hapse atılmıştır.

Toplumun her kesiminden, her meslek sektöründen kadın-erkek demeden masum insanlara yaşatılan baskı, zulüm, işkence ve hapis cezalarına bir de yurt dışından adam kaçırmalar eklenerek Türkiye’de yaşanan hukuksuzluklarda zirve yapılmış oldu. Dünyanın birçok yerinde yurt dışından adam kaçırma hadiselerinden biri de Kosova’da gerçekleşti.

Kosova’da 29 Mart 2018 sabahleyin saat 07.00’de gerçekleşti. Kosova’nın bazı üst düzey yetkilisinin de katıldığı özenle hazırlanmış planın bir parçası olarak iki farklı şehre altı polis ekibi gönderildi ve altı Türk vatandaşı saatler içinde tutuklandı. Yusuf Karabina, sabah saat 08.00’de, bazı aile üyeleriyle birlikte çalıştığı okula çok yoğun bir yoldan giderken tutuklandı. Polisler Yusuf Karabina’yı arabadan indirdi, kelepçeleyerek zorla bir polis arabasına bindirdi ve Priştine’ye götürdüler.

 

Ayni gün saat 08.00’de Gjakovë/Đakovica’ya gelen iki polis arabası ve bir işaretsiz araçtaki on polis memuru, Mehmet Akif Koleji binasına girerek Demirez, Günakan ve Özkan’ı tutukladı. Üç öğretmen okul bahçesinde kelepçelendi ve doğrudan havaalanına götürüldü. Okul müdürü Mustafa Erdem de, dört öğretmeninin tutuklanmasını sorgulamak için gittiği Priştine’deki merkez polis karakolunun otoparkında Kosova polisi tarafından tutuklandı. Mustafa Erdem, polisler tarafından Yusuf Karabina’nın tutulduğu bir arabaya bindirilerek doğrudan havaalanına götürüldüler. Saat 09.07’de Osman Karakaya’nın Priştine’deki ikametgahına gelen iki polis memuru, kendisinden hazırlanmasını söyleyerek ve ikamet izninin yenilenmesine ilişkin bazı belgeleri de imzalaması için götürdüler. Gerekli belgelerini yanına alan Osman Karakaya ikamet izni için Göçmenler Ofisi’ne götürüleceği söylenmesine rağmen iki polis memuru tarafından doğrudan havaalanına transfer edildi.

 

Bu illegal operasyonun tamamı, Kosova İstihbarat Teşkilatı tarafından ulusal ve uluslararası yasal prosedür standartlarına aykırı olarak planlanmış ve gerçekleştirilmiştir. Ayrıca havaalanındaki sınır kontrol memurlarına talimat veren, uçak biletlerini alan ve bu illegal transferin tüm lojistiği Kosova İstihbarat Teşkilatı tarafından sağlanmıştır.

 

Altı Türk vatandaşı, Priştine uluslararası havaalanında Türk Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) yetkililerine teslim edildi. 29 Mart 2018 saat 09.27’de havalimanına getirilen bu altı kişi, sınır kontrolünden geçirilerek saat 10.50’de Türkiye merkezli Birleşik İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi firması’na ait özel bir uçağa bindirildi. Hasan Hüseyin Günakan, zorla iade talebi olan başka bir Türk vatandaşı ile karıştırıldığı için havaalanına getirildiği kimlik kontrolü sonunda tespit edildi; ancak Kosova İstihbarat Teşkilatı memurları, hakkında iade talebi olmamasına rağmen Hasan Hüseyin Bey’i de sınır dışı ettiler.

Altı kişiye karşı işlenen insan hakları ihlallerinin büyüklüğü göz önüne alındığında, Kosova Ombudsman Enstitüsü’nün ulusal önleme mekanizması derhal haberdar edildi ve bir soruşturma başlattı. Kosova Parlamentosu, 28 Haziran 2018 tarihinde konunun incelenmesi için bir Soruşturma Komisyonu kurdu. Kosova Özel Başsavcılığı’na olaylarla ilgili olarak rapor sunmak üzere dört aylık bir yetki süresi verildi.

 

Kosova Ombudsman Kurumu raporunda, Kosovalı yetkililerin altı Türk vatandaşını sınır dışı ederek ulusal ve uluslararası hukuk hükümlerini ihlal ettikleri sonucuna varmıştır. Kosova Anayasası’nın 29, 31 ve 32. Maddeleri, ceza işlerinde Uluslararası Hukuki İşbirliği Kanunu’nun 14, 15, 16, ve 17. Maddeleri; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 8. ve 10. Maddeleri; ICCPR Sözleşme’nin 9. ve 13. Maddeleri; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3, 5 ve 6. Maddeleri; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7 No’lu Protokolünün 1(1) Maddesi ve İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin 3. Maddesi’ni ihlal ettiğine karar verildi. Kosova Parlamentosu Soruşturma Komisyonu üyeleri, davada kilit rol oynayanlarla yaptığı mülakatalar sonrasında otuz bir maddelik hak ihlallerini tespit etti.

 

Birleşmiş Milletler, 18 Kasım 2020 tarihinde Kosova’dan altı  Türk vatandaşımızın kaçırılması ile ilgili tarihi bir karar verdi. Birleşmiş Milletler Çalışma Grubu  vermis olduğu karar ve açıklamada;

Birleşmiş Milletler Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu (WGAD) 24-28 Ağustos 2020 tarihleri ​​arasında düzenlenen 88. oturumunda, Kosova ve Türkiye Hükümeti yetkilileri tarafından Kahraman Demirez, Mustafa Erdem, Hasan Hüseyin Günakan, Yusuf Karabina, Osman Karakaya ve Cihan Özkan’a karşı islenen ciddi insan hakları ihlallerini tespit etti ve 47/2020 sayılı kararı kabul etti. Karar, BM Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu tarafından Kasım 2020’de web sitesinde yayınlandı.

 

BM Çalışma Grubu, A/HRC/WGAD/2020/47 belgesinde yer alan kararında, Kahraman Demirez, Mustafa Erdem, Hasan Hüseyin Günakan, Yusuf Karabina, Osman Karakaya ve Cihan Özkan’ın 29 Mart 2018 tarihinde Kosova’da tutuklanması, gözaltına alınması ve zorla nakledilmesinin keyfi olduğu ve uluslararası insan hakları norm ve standartlarını ihlal ettiği sonucuna varmıştır.

 

Kosova ile ilgili olarak; Çalışma Grubu altı Türk vatandaşının özgürlüğünden yoksun bırakılmasının İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 2. Maddesi (eşitlik ve ayrımcılık), 3. Maddesi (hayat, özgürlük ve güvenlik hakkı), 8. Maddesi (etkili hak arama hakkı), 9. Maddesi (keyfi gözaltı ve tutuklama), 10. Maddesi (adil yargılanma hakkı) ve 19. Maddesine (fikir ve ifade özgürlüğü) aykırı olduğuna karar verdi. Bu nedenle, BM Çalışma Grubu, “Altı Türk vatandaşının özgürlüğünden mahrum bırakılması keyfidir ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin I, II, III ve V. kategorilerine girmektedir” dedi.

 

Türkiye ile ilgili olarak ise; Çalışma Grubu, altı Türk vatandaşının özgürlüğünden yoksun bırakılmasının İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 2. Maddesi’ne (eşitlik ve ayrımcılık) aykırı olduğuna; 3. Maddesi (hayat, özgürlük ve güvenlik hakkı), 8. Maddesi (etkin yargı yolundan yararlanma hakkı), 9. Maddesi (keyfi tutuklama ve gözaltına alınmama özgürlüğü), 10. Maddesi (adil yargılanma hakkı) ve 19. Maddesi’ne (fikir ve ifade özgürlüğü) aykırı olduğuna karar verdi. Ayrıca Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 2. Maddesinin (1) ve (3) [ayrımcılık yapmama ve etkili çözüm hakkı], 9. Maddesi (özgürlük ve güvenlik hakkı), 14. Maddesi (adil yargılanma hakkı), 19. Maddesi (fikir ve ifade özgürlüğü hakkı) ve 26. Maddesi’ne (kanun önünde eşitlik hakkı) aykırı olduğuna karar verdi. Bu nedenle, BM Çalışma Grubu, “Altı Türk vatandaşının özgürlüğünden mahrum bırakılması keyfidir ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin I, II, III ve V. kategorilerine girmektedir” dedi.

 

Bu bağlamda BM Çalışma Grubu (a) Türkiye Hükümeti’nden altı kişiyi derhal serbest bırakmasına ve (b) Türkiye Hükümeti ve Kosova Hükümetleri’nden, uluslararası hukuk uyarınca mağdurlara tazminat verilmesine ve diğer zararlarının karşılanmasına karar verdi. BM Çalışma Grubu, COVID-19 salgını ve gözaltı yerlerinde oluşturduğu tehdit bağlamında, Türkiye Hükümeti’ni altı kişinin derhal serbest bırakılmasını sağlamak için acil önlem almaya davet etti.

 

BM Çalışma Grubu ayrıca, Türkiye ve Kosova Hükümetlerinden, altı kişinin illegal yollarla gözaltı ve deport edilmesi olayı hakkında tam ve bağımsız bir soruşturma başlatmasını ve insan hakları ihlalinden sorumlu olan kişiler hakkında gerekli cezai tedbirleri almasını istedi.

 

BM Çalışma Grubu, Kosova davasını, terörizmle mücadele ederken insan hakları ve temel özgürlüklerin korunmasıyla ilgili BM Özel Raportörü’nün dikkatine sundu ve hükümetlerden, mevcut kararı da kamuoyuyla paylaşmalarını istedi.

 

Çalışma Grubu, ayrıca son üç yıl içinde, Türkiye’de keyfi gözaltı ile ilgili olarak önlerine gelen dava sayısında önemli bir artış olduğunu da kaydetti. BM Keyfi Tutuklama Çalışma Grubu, tüm bu davaların oluşturduğu sistematik benzerlik hakkında ciddi endişelerini dile getirmektedir. Çalışma Grubu ayrıca, Türkiye Hükümeti’ne, yaygın veya sistematik hapis cezasının veya uluslararası hukuk kurallarına aykırı diğer ciddi özgürlükten yoksun bırakma eylemlerinin insanlığa karşı suç oluşturduğu uyarısında da bulundu.

 

Zafer Kurt

 

Birleşmiş Milletlerin krarının tam metnini PDF olarak indirebilirsiniz

Basın Duyurusu: Nice’de Terör Saldırısı

Broken Chalk Platformu olarak Fransa’nın Nice şehrinde yaşanan üzücü saldırıyı şiddetle kınıyor ve lanetliyoruz.

 

Saldırıda hayatlarını kaybeden masumların acısını paylaşıyoruz.

 

Yaşanan bu ve benzeri hadiseler radikal motivasyonların insanlık için ciddi bir tehdit unsuru olduğu gerçeğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Söz konusu saldırının insanlığın barış ve huzurunu hedef aldığı bir gerçektir.

Polis memurları, Nice’teki bıçaklı saldırının kurbanlarını anmak için bir ayin önünde Notre Dame kilisesinin önünde yürüyor. Fotoğraf: Eric Gaillard / Reuters

Söz konusu ve benzeri radikal motivasyonlu grupların eylemlerini İslam adına yapmış olmaları asla kabul edilemez.

 

Yaşanan bu üzücü hadisenin yarattığı olumsuz atmosferin ancak sağduyulu bir tutumla aşılabileceğine inanıyoruz.

 

Dünya üzerinde bütün dinler, diller, renkler ve farklı milliyetteki insanların bir arada yaşama kültüründen, dünya barışından, hoşgörüden, sevgiden, evrensel insani değerler etrafında bütün insanların farklılıklarıyla birlikte bir arada yaşayabileceğinden bahsedilirken, Fransa’da meydana gelen terör hadisesi bizleri derinden üzmüştür.

 

Geleceğin dünyasına karanlık düşüncelerin değil: sağduyunun ve barışın hâkim olacağını ümit ediyoruz.

 

Basın bültenini pdf olarak indirmek için

Broken Chalk

 

Türkçe bilmeyen annelerin Kürtçe bilmeyen çocukları

Neredeyse bütün dillerde ana dil, anne dili olarak ifade ediliyor. Bir insanın, annesinin konuştuğu dili öğrenmesi, konuşması onunla düşünmesinden daha doğal ne olabilir?

Türkiye’de ise söz konusu Kürtler olduğunda durum hiç de öyle değil.

Kürt çocuklar annelerinin dillerini ya hiç öğren/e/miyor ya da öğrendikten bir süre sonra bunu unutuyor ve kaybediyorlar. Kendi annesine, kendi evine, kültürüne yabancı nesiller yetişiyor. Bu diline yabancılaşma milyonlarca Kürdün göç ettiği büyük metropollerde daha hızlı bir şekilde yaşanıyor. Ana dilinden Türkçeye geçişte çocuklar özellikle ilkokul ve ortaokul yıllarında ciddi bir öğrenme güçlüğü çekiyorlar.
Özellikle ilköğretim çağında anadil önemlidir. Çünkü çocuklar ana dillerini geliştirdiklerinde, aynı zamanda eleştirel düşünme ve okuma-yazma becerileri gibi bir dizi diğer temel becerileri de geliştirirler. Bu temel becerileri ana dillerinde daha hızlı ve doğal olarak öğrenirler, ikinci bir dil öğrenildiğinde bu becerileri ve öğrenmeleri yeni öğrenilen dile aktarmak daha kolaydır.


Örneğin, bir çocuk bir kelimenin anlamını bağlamı aracılığıyla tahmin etme veya satır aralarını okuyarak anlam çıkarma becerisi geliştirmişse, bu beceriler ikinci bir dilde çalışmaya başladığında kolayca aktarılır. Bununla birlikte, bu soyut becerileri doğrudan ikinci bir dille öğretmek çok daha zordur.

Bundan dolayı ana dilini kullanmak, çocuğun eleştirel düşünme ve okuma yazma becerilerini geliştirmesine yardımcı olur.

Anadil gerçekten bu kadar önemli mi?

Toronto Üniversitesi’nden Profesör Jim Cummins bu sorunun cevabını şöyle veriyor; güçlü bir ana dili olan çocukların ikinci bir dili daha kolay öğrendiklerini ve okuma yazma becerilerini geliştirdiklerini keşfetti. Çocukların bilgi ve becerilerinin diller arasında aktarıldığı sonucuna vardı.[1]

Türkiye bırakın Kürtçe anadilde eğitimi, Kürtçenin varlığını bile gözünü ve kulağını kapatarak yıllarca inkâr etti. Kürtçeyi onlarca acı yaşandıktan sonra ancak bir televizyon kanalı açarak 2009 yılında kabul edebildi. TRT Kürdi kanalı Mesut Yılmaz’ın 1999 yılında yaptığı ‘’ AB’nin Yolu Diyarbakır’dan Geçer’[2] açıklamasından 10 yıl sonra kuruldu. Bugün bu açıklamanın üzerinden 21 yıl geçti ama Türkiye halen temel insan haklarında ve demokratikleşmenin çok gerisinde. Türkiye bir türlü ana dilde eğitimin önündeki engelleri kaldırmıyor. Devletin bütünlüğünün tehlikeye gireceği varsayımı ile yıllardır gizli Kürtçe yasağına devam edildi.

Hâlbuki tam olarak burada yanılıyordu devletimiz. Annemin konuştuğu dil devleti nasıl bölebilir.

Ana dilde eğitimin engellenmesi sadece çocukların öğrenme güçlüğü yaşamasına neden olmuyor, aynı zamanda kültürü ve geçmişi ile bağlarını tamamen koparıyor. Ait olduğu yöreye dair toplumsal hafızayı kaybediyor, annelerinin ninelerinin türkülerine masal ve ninnilerine önce yabancılaşıyor daha sonra kaybolup silinmesine neden oluyor. Mezopotamya’da binlerce yıllık kültürel mirasımızı kaybetmiş oluyoruz.

Hâlbuki ki bizi bir arada tutan ortak yaşanmışlıklarımızı, aşklarımızı anlatan türküler veya hikâyeler değil midir? ‘’Evet, o da benim gibi âşık olmuş, benim acımı yaşamış ben gibi’’ diyeceği geçmişi olmayan gençlerin bugün ortak bir payda da buluşması nasıl beklenebilir ki? Kürt gençlerinin anneleri ve kültürleri ile bağını koparmak onları sadece bu topraklara küstürür. Küstükleri yabancılaştıkları kendi kültürleri değildir sadece, bu toprakların kendisidir. Dün diyebileceğimiz yakın geçmişte güneydoğu ve doğuda Kürtçe, Arapça, Türkçe, Ermenice aynı sokakta konuşulurdu. O gün bugünkünden daha çok birbirimizi seviyorduk ve daha yakındık. Bugün doğunun sokaklarında artık neredeyse tek dil konuşulması, sanılanın aksine bizi birbirimize daha çok yaklaştırmadı, kusturup uzaklaştırdı. Bu toprakların gücü zenginliğinden kaynaklanıyor. Bu zenginliği korumak da ancak bu toprağın dillerine sahip çıkarak oluyor. Ana dilde eğitim bizi bölmez aksine bizi birbirimize daha çok yaklaştırır.

Meclis kürsülerinde Ahmedi Xani’den Feqiye Teyra’dan övgü ile bahsedip, bunun gibi yüzlerce önemli şair ve edebiyatçının divanlarını Kürtçeden okumanın onu açılmıyorsa burada bir samimiyet problemi vardır.

Ana dil eğitiminin temel bir hak olduğu da unutulmamalıdır. Tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de anadilde eğitim hakki vurgulanmış tır. Her halk gibi Kürtlere de ana dilde eğitim hakkı verilmelidir. En insani temel haklar için bir olumlu açıklama ya da bir adım için her defasında onlarca yıl beklenmemeli, temel haklar bir an önce verilmelidir.

Sizler de bir dilin, bir tarihin, bir kültürün ve bir milletin yok olmasını istemiyorsanız, bu kampanyaya destek veriniz.

Kürtçe Dil hareketinin başlatmış olduğu Anadilde Eğitim İstiyoruz! kampanyasına bir imza atarak destek verebilirsiniz.

Fadıl AKSU

 

[1] https://ie-today.co.uk/people-policy-politics/the-importance-of-mother-tongue-in-education/

[2] https://www.yenisafak.com/politika/avrupaya-giden-yol-diyarbakirdan-gecer-598002

EĞİTİMCİLERE YAPILAN SALDIRILAR DÜNYA BARIŞINI TEHDİT EDİYOR

Geçtiğimiz günlerde Fransa’da bir öğretmenin öldürülmesi olayı Fransa’da ve bütün dünyada şok etkisi yaptı. Bu üzücü hadise yeniden dikkatleri eğitim ve eğitimcilere karşı yapılan terör saldırılarına çevirdi.

Dünya üzerinde bütün dinler, diller, renkler ve farklı milliyetteki insanların bir arada yaşama kültüründen, dünya barışından, hoşgörüden, sevgiden, evrensel insani değerler etrafında bütün insanların farklılıklarıyla birlikte bir arada yaşayabileceğinden bahsedilirken ve bu konuda birçok tez çalışmaları ve dinler arası diyalog çalışmaları yapılırken, Fransa’da meydana gelen terör hadisesi hangi dinden, hangi dilden ve hangi milliyetten olursa olsun  herkesi üzdü.

Terör faaliyetleri, kimden ve nereden gelirse gelsin, barışa, huzura vurulan en büyük darbedir. Hangi sebeple ve hangi maksada yönelik olursa olsun, hiçbir terör faaliyeti katiyen tasvip edilemez. Terör, bir kurtuluş mücadelesi şekli olamaz. Fransa da meydana gelen terör hadisesi sadece Fransa’ya yapılmış bir hareket değil, dünya barışına, dünya insanlığına yapılmış bir saldırıdır. Amacı, toplum fertlerini en üstün insani ve evrensel değerler çizgisinde yetiştirerek, onları modern çağın gerektirdiği bilgi ve beceri ile donatarak, insan haklarına saygılı, üstün karakterli fertler olarak yetiştirmek olan öğretmenlerin, terör saldırılarına maruz kalması; gerçekte insani değerlere ve insani kazanımlara yapılan saldırıdan başka bir şey değildir.

1

Son yıllarda bütün dünyada eğitim kurumlarına ve eğitimcilere yönelik saldırılardan dolayı hem öğrencilerde hem eğitimcilerde hem de ailelerde ciddi travmalara yol açmaktadır.2009 yılından bu yana Amerika Birleşik Devletleri’nde okulların en az 177’si silahlı saldırıya maruz kalmış, saldırganlar 110 öğrenci ve öğretmeni öldürmüş, 246 kişiyi de yaralamıştır. Nijerya’nın kuzeydoğusunda meydana gelen saldırılarda ise, dokuz yılda 611 öğretmen öldürülmüş ve 910 okul yıkılmıştır.

Mali’de 2019 yılındaki şiddetli saldırılarda yetmiş beş çocuk yaralanırken yaklaşık 100 çocuk, çocuk olarak askere alınmış ve 900 okul da güvensizlik nedeniyle kapatılmıştır. Yemen ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki okullara yapılan saldırılarda 1.500’den fazla okul kullanılamaz hale gelmiştir. Afganistan, Filistin ve Suriye gibi ülkelerde eğitim kurumları 500’den fazla saldırı ile karşı karşıya kalmıştır.

 Nigeria. (AP Photo/Jossy Ola, File)

Afrika ülkelerinden Kamerun’da 1.000’den fazla okul ve üniversite öğrencisi silahlı gruplar veya güvenlik güçleri tarafından tehdit edilerek kaçırılmış, yaralanmış veya öldürülmüştür.

Ukrayna’da 2014 yılından bu yana devam eden çatışmaların bir sonucu olarak, her iki taraftan 750’den fazla eğitim tesisi hasar görmüştür.

2

Türkiye’de 15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe tiyatrosu sonrası, millî Eğitim Bakanlığı’nda görev yapan yaklaşık 34 bin öğretmen ve 6081 akademisyen mesleklerinden atılmış ve Özel Eğitim Kurumların da çalışan 20 bin öğretmenin de çalışma izinleri ve lisansları iptal edilmiştir. Toplamda 55 bin öğretmenin kamuda ve özel sektörde öğretmen olarak çalışması keyfi bir şekilde yasaklanmıştır. Terörle hiçbir ilişikleri olmadığı halde, Kadın-Erkek binlerce öğretmen terörist suçlaması ile hapse atılmıştır.

Yine 15 Temmuz sonrası 15 özel üniversite, 1065 özel lise, ortaokul ve ilkokul, 980 dershane, 848 öğrenci yurdu da kapatılarak demokratik hayata büyük bir darbe vurulmuştur.

Dünya genelinde son beş yılda eğitimcilere yönelik saldırılarda, ölü ve yaralıların sayısı 22.000’i geçmiştir.2015 ile 2019 yılları arasında, 93 ülkede eğitime yönelik en az bir saldırı olayı gerçekleşmiştir.

Dünyanın birçok ülkesinde öğretmenleri, öğrencileri ve eğitimcileri hedef alan terör saldırıları, hukuksuzluklar ve antidemokratik tutumlar dünya barışını tehdit ederek, toplum fertleri arasındaki kutuplaşmalara sebep olmaktadır.

Toplum yapısında ve sosyal hayatta meydana gelen problemler, eğitimsizlik ve cehaletin bir ürünü olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Toplumu oluşturan en küçük kurum olan aileden, en büyük kurum olan devlete kadar, üzerinde hassasiyetle durulması gereken en önemli husus; mevcut eğitim imkânlarını daha ileriye taşımak, eğitimcilerin teknik donanımları ile beraber moral ve motivasyonlarını üst seviyede tutarak,  evrensel barış adına en güzel faaliyetleri yapmak olmalıdır.

Geleceğin dünyasında söz sahibi olacak ve geleceğin uygarlığını inşa edecek toplum bireylerini yetiştirmekle vazifeli öğretmen ve eğitimciler; dünyanın her tarafında terör saldırılarından, haksızlıklardan, hukuksuzluklardan, her türlü kaygı ve korkulardan uzak tutmak bütün dünya devletlerinin sorumluluğundadır.

 

Zafer Kurt

27-10-2020

 

1 https://www.express.co.uk/news/world/922281/US-schools-shooting-Which-schools-in-the-USA-are-on-alert-after-Florida-school-shooting

2 https://right-to-education.exposure.co/ukraine

 

 

İhraç edilmiş mağdur polis şefi Kabakçıoğlu’nun hapishanede karantina hücresinde ölü bulunması üzerine basın açıklaması.

Broken Chalk üyeleri adına açıklamayı Broken Chalk  yönetim kurulu üyesi Feride Özer Türkçe olarak yaptı.

 

13 Nisan’da Türkiye hükümeti 90.000 tutuklunun tahliyesi içi bir yasa çıkardı. Fakat öğretmenler, avukatlar, polis memurları, askeri personeller, karşıt görüşlü siyasetçiler ve aktivistler ve diğer herhangi bir suç işlememiş sadece rejime aykırı ve tehdit olarak görülen gruplarla ilişkilendirilmiş bir çok kişi parmaklıkların ardında bırakıldı.[1], [2] Mustafa Kabakçıoğlu bir polis şefiydi ve tahliye edilmeyen tutuklulardan sadece biriydi.  Kabakçıoğlu bir yardım kuruluşuna 5 Türk lirası bağışta bulunduğu suçlamasıyla 4 yıldır cezaevineydi.[3]

Mustafa Kabakçıoğlu 20 Ağustos’ta öksürmeye başladığı gerekçesiyle karantina hücresine konuldu. Bu hücre hapsi sırasında 29 Ağustos 2020’de vefat etti.[4] Gardiyanların bildirdiğine göre beyaz plastik bir sandalyede yalnız başına otururken ve kafası geriye düşmüş bir şekilde ölü bulundu. Ölümünün ardından yayınlanan karantina hücresinin fotoğrafları Türkiye’deki insanlık dışı hapishane koşullarının bir özeti gibiydi.[5]

 

İnsan haklarını savunma çerçevesinde biz Broken Chalk olarak Türkiye’deki yetkilileri bu olayı acilen araştırmaları ve Kabakçıoğlu’nun vefatının arkasındaki  gerçekleri ortaya çıkarmaları için göreve çağırıyoruz.

 

 

Türkiye Adalet Bakanı hapishanelerdeki COVİD-19 vakalarını halktan saklamaktadır. Uuzmanlar ceza infaz kurumlarında vakaların arttığını ve hem çalışanların hem de tutukluların hastalanadığını belirtiyor.[6]

 

IHD’nin beyanına göre bugün Türkiye hapishanelerinde 1333 adet hasta tutuklu ve mahkum var ve bunların 457 tanesi ağır hasta.[7]

 

Biz bütün insan hakları organizasyonlarını ve insan hakları savunucularını Türkiyede’deki hapishanelerin insanlık dışı yaptırımlarına karşı durmaya ve aynı olayların tekrarlanmaması üzerine çalışmaya çağırıyoruz.

Kabakçıoğlu’nun ölümü Türkiye hapishanelerinde bir ilk değildi fakat sizlerinde ses vermesiyle birlikte son olabilir.

 

Hepinizi Türkiye’de aynı trajedilerin yaşanmasını önlemek amacıyla Kabakçıoğlu’nun ölümü için sesinizi yükseltmeye davet ediyoruz.

 

Kamuoyuna Broken Chalk olarak saygılarımızla duyuruyoruz.

 

İmza

Broken Chalk

Basın açıklamasını PDF olarak indirmel için burayı tıklayınız.

[1] https://www.amnesty.org/en/get-involved/take-action/turkey-covid-19-prisoners-release/

[2] https://theconversation.com/turkey-releasing-murderers-but-not-political-opponents-from-prison-amid-coronavirus-pandemic-136466

[3] https://pledgetimes.com/how-erdogan-has-his-opponents-penned-up-in-turkey/

[4] https://galusaustralis.com/2020/10/1023558/fear-of-death-in-the-lonely-cell-how-erdogan-locked-up-his-opponents-in-turkey-politics/

[5] https://www.boldmedya.com/2020/10/14/karantina-hucresinden-cenazesi-cikti-plastik-sandalyede-olum/

[6] https://www.duvarenglish.com/health-2/coronavirus/2020/10/13/turkish-justice-ministry-withholds-covid-19-data-on-prisoners/

[7] https://m.bianet.org/bianet/insan-haklari/207245-ihd-hapishanelerde-457-si-agir-1333-hasta-mahpus-var

Doğu Ukrayna’da Savaşın Ortasında Kalan Çocuklar*

Geçmişten günümüze dünyanın neresinde olursa olsun, yaşanan savaşlar, iç çatışmalar ve ülke içi hukuksuzluklarda en çok etkilenen kitle çocuklar olmuştur. Savaşlar ve iç çatışmalarla birlikte yaşanan ekonomik sıkıntılar, zorunlu göçler, yıkılan okullar, hayatını kaybeden çocuklar ve eğitimcilerle birlikte okullarından mahrum kalan çocuklar, savaşın ortasında kalarak büyük travma yaşamışlardır.

 

Dünya gündeminin hızlı bir şekilde değişmesi ve Covid-19 salgını, bazı bölgelerde devam eden ve milyonlarca kişiyi derinden etkileyen çatışmaların, savaşların ve anti-demokratik uygulamaların dünya gündemde yeterince yer alamamasına neden olmuştur. ABD-Rusya arasında yeniden soğuk savaş çanlarının çalınmaya başlanması, DEAŞ terörünün Avrupa’ya yayılması, bitmeyen Suriye savaşı, Türkiye’de yaşanan baskı rejimi ve anti-demokratik uygulamalarla birlikte cezaevlerinin eğitimli insanlarla dolması gibi dünya gündemini etkileyen ana sorunlar,  Avrupa’nın hemen yanı başında Doğu Ukrayna’da devam eden bir savaşın gözlerden uzak kalmasına neden olmuştur.

 

Doğu Ukrayna’da Şubat 2014’te başlayan çatışmalar, çatışmanın taraflarını ayıran cephe hattı olan ‘Doğu Ukrayna bölgesi’ ve çevresindeki 3.500’den fazla okulu etkiledi. Buna bağlı olarak yaklaşık  670 bin çocuk ve 66 bin eğitim görevlisi bu travmadan etkilendi. Çatışmanın eğitim ve diğer insan hakkı ihlalleri üzerindeki etkisi de deri olmuştur. Çatışmanın tüm tarafları; çocukların okula devam etmesini ve okulların saldırılardan korunmasını, eğitim hakkı üzerindeki etkilerin en aza indirilmesini ve eğitimin bir savaş silahı olarak kullanılmaması için, insan hakları sözleşmeleri ve onun getirdiği yükümlülükleri kabul etmekteydi. Ancak buna rağmen savaşla birlikte çocuklar hala okullarına gidememektedir. Ocak 2020 itibarıyla, Ukrayna’daki çatışmalar nedeniyle yaklaşık  14.000 ölüm ve 25.000 den fazla yaralanma vakası oldu . BM Mülteci Ajansı’nın bildirdiğine göre  (UNHCR), savaşla birlikte 1,5 milyon insan yerinden edilmiş ve 35.650 kişi vatansız kalmıştır.

 

Doğu Ukrayna’da devam eden savaşın eğitim üzerindeki etkileri üzerine UNICEF Genel Direktörü Henrietta Fore da şu görüşlere yer verdi;

       “Okula giden çocuklar doğu Ukrayna’daki çatışmaların etkilerini ve uzun süren zihinsel ve fiziksel yaralarını taşımaktadır. Okullardaki gündelik yaşam, açılan ateşler ve atılan bombalar yüzünden bozulmakta, çocuklar bodrum katlarında ve yeraltı sığınaklarında saklanmak zorunda kalmaktadır. Pek çok durumda çocukların yaşadıkları dehşet, öğrenmelerini engelleyecek kadar ağırdır.”

 

Geçiçi olarak kapatılan okul sayısı

 

2014 yılında çatışmaların başlamasından bu yana 750’den fazla eğitim tesisi zarar gördü ya da tahribe uğradı. Askeri alanların, üslerin ve depoların, ayrıca güvenlik denetim noktalarının birbirine çok yakın olması nedeniyle çocuklar her iki bölgede de ciddi tehlike altında kalmıştır. Ayrıca, mayınlar ve savaş kalıntısı patlayıcılar çocukların güvenliğini tehdit etmiş, çeşitli travmalara ve duygusal sıkıntılara yol açmıştır.

Saldırıya uğrayan okul sayısı

 

Henrietta Fore açıklamasında:

“Çocukları serseri kurşunlardan koruma amacıyla kum torbalarıyla çevrilmiş sınıflar tahrip olmuştur. Bu kabil okullar çocukların öğrenim görebilecekleri yerler olamaz. Çatışmaya dâhil olan taraflar okulları korumalı ve çocukların güvenliğini sağlamalıdır.”

dedi.

 

Doğu Ukrayna ve dünyanın birçok yerinde devam eden çatışmalarda milyonlarca çocuk savaşların, terör saldırılarının ve politik çatışmaların kurbanları durumuna gelmektedir. Bu şiddet eylemlerinin çocuklar üzerinde oluşturduğu travmatik etkiler, onların fiziksel, psikolojik ve ahlaki gelişimleri üzerinde de kalıcı zararlar bırakmaktadır. Yaşanan bu ağır psikolojik bozukluklar çocukların ruhsal durumunu olumsuz etkilerken onların hayallerini de yok etmektedir.

 

Dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan çatışmalar en çok çocukları etkilemektedir. Bir ülkenin geleceğe güvenle bakabilmesi, her türlü travmadan uzak, sağlıklı nesillere, nesillerin de bilgi beceri ile donatılmasına ve evrensel insani ve ahlaki değerlerle yetişmesine bağlıdır. Dünya üzerinde hangi ülkede olursa olsun, savaşlara sebep olacak faktörler daha ortaya çıkmadan sona erdirilmeli. Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler gibi dünya üzerindeki etkili kuruluşlar ve devletler daha etkin bir rol alarak, dünya üzerinde en çok çocukları etkileyen savaşların, iç çatışmaların ve antidemokratik uygulamaların önüne geçerek dünya barışına katkı sağlamalıdırlar.

 


Zafer Kurt

13.10.2020

 

Not: Resimler ve rapor içeriği Eğitim Haktır Girişimi’nin sitesinden alınlmıştır.

 

 

 

5 Ekim Dünya Öğretmenler Gününde Anlamlı Kampanya

Beş ekim dünya öğretmenler gününde HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, bir imza kampanyası başlatarak; ‘’OHAL ve KHK mağduru öğretmenler tüm hak kayıpları telafi edilerek görevlerine iade edilsin’ ’dedi

Bu kampanyaya destek olmak için kampanya linki.

Her fırsatta yapmış olduğu açıklama ve kampanyalarla mazlum ve mağdurların yanında yer alarak onların sesi, soluğu olmaya çalışan Gergerlioğlu; 15 Temmuz 2016 da sergilenen hain darbe tiyatrosunun birçok mazlumiyetlere, mahkûmiyetlere, mağduriyetlere yol açtığını ve beraberinde telafisi mümkün olmayan insanlık dramlarına yol açtığını ifade etti. Türkiye’de yaşanan zulüm ve insan hakkı ihlallerine imza kampanyasıyla dikkat çekmek isteyen Gergerlioğlu; bütün dünya kamuoyunu Türkiye’de yaşanan insanlık dramı konusunda duyarlı olmaya davet etti.

Ömer Faruk Gergerlioğlu imza kampanyasını başlatırken şu açıklamalara yer verdi;

ÖĞRETMENLERİN YERİ OKULDUR, ÖĞRENCİLERİNİN YANIDIR

AKP iktidarı Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile “masumiyet karinesi”, “suç ve cezada kanunilik”, “lekelenmeme hakkı” ve “suçun şahsiliği” gibi hukukun evrensel kaidelerini hiçe saydı.

150 bine yakın kişi hiçbir gerekçe gösterilmeksizin memuriyetten ihraç edildi. KHK mağdurları arasında yaklaşık 55 bin öğretmen 4 yıldır mesleklerini ifa edemiyor.

Eğitim hakkının da ihlal edilmesine yol açan bu adaletsizliğe biran önce son verilmeli.

Geç gelen adalet adalet değildir. Adaletin tecelli etmesi için yeni bir imza kampanyası başlattık. Sizlerden imza vererek, yakın çevrenizle paylaşarak kampanyamıza destek olmanızı bekliyoruz.

15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrası Millî Eğitim Bakanlığı’nda görev yapan yaklaşık 35 bin öğretmen KHK lar ile masumiyet karinesi ihlal edilerek mesleğinden atıldı. Özel eğitim kurumlarında vazife yapan 20 bin öğretmenin de lisansı iptal edildi.

55 bin öğretmenin kamuda ve özel sektörde öğretmen olarak çalışması keyfi bir şekilde yasaklandı.

Oysa bu öğretmenlerden hiçbirinin darbe ile ilişkisi bulunamadı. Buna rağmen AKP iktidarı kendine muhalif olarak gördüğü bu öğretmenlerin Anayasa ile teminat altında bulunan sözleşme ve çalışma hürriyetlerini ayaklar altına aldı.

Mesleğinden ve çok sevdiği öğrencilerinden mahrum bırakılan her bir öğretmen Türkiye için kaybedilen çok önemli bir değerdir. Bu değer AKP’nin keyfi kararları ile yok edilmeye çalışılmaktadır.
Diğer yandan ciddi dramlar yaşanmaktadır. Hak ihlalleri ve mağduriyetler had safhada devam etmektedir.

Yıllarca eğitimini aldıkları ve icra ettikleri öğretmenlik mesleğini yapmasına izin verilmeyen eğitimciler, pasaport iptali, banka hesaplarına bloke konulması, tapuda alım-satım yapamamak, banka kredisi kullanamamak ve banka kredi kartlarının iptali gibi hukuki olmayan uygulamalarla karşı karşıya kalmaktalar.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) için utanç vesikası olan SGK hizmet döküm belgelerinde “KHK ile Kamu Görevinden Çıkarıldı” şeklinde fişlenen öğretmenler, iş için müracaat ettikleri farklı sektörde işyerlerinden ret cevabı ile yine hayal kırıklığı yaşamaktadırlar.

KHK mağduru 55 bin öğretmenin herhangi bir işte çalışma hakkı da elinden alınmıştır. Beslenme, barınma gibi en temel insani ihtiyaçlarını temin edememe tehlikesiyle karşı karşıya kalan öğretmenler sivil ölüme terk edildi.

Hiçbir tecrübeleri olmaksızın inşaat işlerinde çalışmak mecburiyetinde kalan ve maalesef iş cinayetlerinde hayatını kaybeden öğretmenler KHK’ların bir başka karanlık yönüdür.

Keyfi kararlarla mesleklerinden mahrum bırakılan bu öğretmenlerin yeniden öğretmenlik yapmaları, hatta başka işlere girmeleri dahi engellendiği için hayatları altüst olmuştur.

İntihar eden, inşaatlarda kayıt dışı çalışırken ölen, psikolojik problemler yaşayan, evlilikleri biten, uğradığı zulümden kaçmaya çalışırken Meriç Nehri’nde, Ege Denizi’nde boğulan onlarca öğretmenin acısı hâlâ yüreğimizde. ’ ’diyen Gergerlioğlu sözlerine şu şekilde devam etti;

‘’Biz diyoruz ki öğretmenlerin yeri okullardır, sınıflardır, öğrencilerinin yanıdır. KHK mağduru öğretmenlere bu fırsatın verilmesi gerekmektedir. Biz Anayasa’nın, Evrensel Hukuk ilkelerinin uygulanmasını ve öğretmenlerimize haklarının geri verilmesini istiyoruz.

Öğretmenlerimiz, yaşadıkları tüm hak kayıpları telafi edilerek hemen okullarına, öğrencilerinin başına dönmelidir. Bu bizim en önemli ve öncelikli talebimizdir.

KHK ile ihraç edildikleri sırada var olan tüm haklarıyla birlikte işlerine geri iade edilmelerini, bu süreçte hem maddi hem de manevi kısaca telafisi mümkün olmasa da yaşanan tüm kayıplarının asgari de olsa karşılanmasını; iade-i itibarlarını geri verilerek, bu hukuksuzluğun sorumlulukların adalet karşısına çıkıp hesap vermelerini istiyoruz.

55 bin KHK mağduru öğretmenin bu haklı taleplerinin karşılanması için imza kampanyası başlattık. Söz konusu öğretmenlerin, bir an önce yaşadıkları tüm hak kayıpları telafi edilerek işlerine dönmelerini ve kapatılan eğitim kurumlarında çalışıyor olmaları nedeniyle lisansları iptal edilen öğretmenlerin çalışma lisansları geri verilerek özel sektörde çalışmalarına izin verilmesini istiyoruz. En temel haklardan olan “çalışma hürriyetinin”, “teşebbüs hürriyetinin” sağlanmasını istiyoruz.
Hukuksuzluk artık son bulsun! Diyen Ömer Faruk Gergerlioğlu;

İmza kampanyamıza katılın, paylaşın bize destek olun’ ’dedi

Gergerlioğlu’nun yapmış olduğu imza kampanyasına Broken Chalk platformu üyeleri de destek vererek Türkiye’de yaşanan zulmün artık son bulmasını diledi.

Ayrıca 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü vesilesiyle Hollanda’nın Başkenti Amsterdam’da bir araya gelen Broken Chalk platformu gönüllüleri, yaşanan mağduriyetleri Türkçe, İngilizce ve Hollandaca basın açıklamalarıyla dünya kamuoyu ile paylaştı.

 

Zafer Kurt

06/10/2020

BROKEN CHALK, 5 EKİM DÜNYA ÖĞRETMENLER GÜNÜ BASIN BİLDİRİSİ

Dünya, ‘’Öğretmenler, krizlerde liderlik ederek gelecekte yeniden hayâl kurabilmeyi sağlar’’ temasıyla, 5 Ekim’i Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlamaktadır.

Broken Chalk üyeleri adına açıklamayı Broken Chalk  yönetim kurulu üyesi Feride Özer Türkçe olarak yaptı.

“Bugün biz dünyadaki tüm öğretmenlerin, Öğretmenler Günü’nü kutlamasını istiyoruz. Bununla birlikte toplumun dikkatini dünyanın birçok yerinde tehlikede olan öğretmenlere çekmek istiyoruz. Saldırılar, okulların bombalanmasından öğrenci ve öğretmenlerin ölümüne kadar birçok kötü sonuç doğuruyor.Tecavüz ve cinsel şiddet, keyfi tutuklamalar, zorla askere alımlar gerçekleşiyor.  Bütün bunlar devletlerin kolluk kuvvetleri tarafından yapılıyor ve körükleniyor. Eğitime düzenlenen saldırılar sadece öğretmenleri ve öğrencileri değil, uzun vadede toplumu da etkilemektedir.”

Basın açıklamasını PDF olarak indirmek için  5th_Oct_20_Teachers_Day_Press_Release_Turkce

TÜRKİYE’DEN ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE TERÖR SUÇLAMASI İLE GÖZALTI

TÜRKİYE’DE Gülen Hareketine yönelik hukuksuz muameleler hız kesmiyor. İşkencenin son adresi Uşak. Hedefteki isimler kadın üniversite öğrencileri.

31 Ağustos günü Uşak ili merkezli 12 şehirde ”Terör Örgütü Kadın Yapılanması” suçlamasıyla 30 adrese polis tarafından operasyon düzenlendi. Birçoğu Üniversite öğrencisi olan 26 kişi gözaltına alındı. Gözaltı ve polis sorgusu işlemleri sırasında işkence ve kötü muamele iddiaları Hareket’e yönelik soruşturmaların pek çoğunda olduğu gibi tekrar gündeme geldi.  Sanıklara yönelik rutin dışı uygulamalar, avukatlarıyla görüştürülmeme gibi savunma haklarına yapılan müdahaleler tepkiye yol açtı. Savcılığın talebiyle 4 Ağustos’a kadar an gözaltı sürecinin ardından mahkemeye sevk edilen sanıkların 22’si, mahkemeye çıkarıldıktan sonra, haklarında yurtdışına çıkma yasağı konularak adli kontrolle serbest bırakıldı. Yaşadıklarını çeşitli kanallarla anlatan sanıklar, aileleri ve Meclis insan Hakları Komisyonu üyesi Prof. Ömer Faruk Gergerlioğlu, yaşanan skandalları gözler önüne serdi.

 

SAVUNMA HAKKINA MÜDAHALE

Bold Medya’ya konuşan kız öğrencilerden birinin verdiği bilgiye göre ilk gün gözaltı işlemleri sürüyor diye öğrencileri avukatlarıyla görüştürmediler. Ertesi gün savcının talimatı var görüşemezsiniz denildiği ve böylece şüphelilerin 3 gün boyunca en temel savunma haklarından biri olan, avukatlarıyla görüşme haklarına müdahale edildiği, ortaya çıktı.  Bu duruma tepki olarak İnsan Hakları Aktivisti Prof. Ö.F. Gergerlioğlu; “Gözaltına alınan kişilerin 3 gündür avukatlarıyla görüştürülmediğini haber aldım. Özgürlüğün her türünü gasp ettiler, şimdi de savunma hakkı gaspı mı?” diye sordu.

3 günün ardından müvekkilleriyle görüşen avukatlar, avukat görüşme odasında kamera bulundurulmasının da ayrı bir sıkandan olduğunu belirtti.  Ayrıca barodan atana avukatların müvekkillere itirafçı olmaları yönünde baskılarda bulunması ise ayrıca teki çekti.

Son Dönemde Savunma Üzerinde Artan Baskılar

Hatırlanacağı üzere, son Adli Yıl açılışında Erdoğan yaptığı konuşmada Gülen Hareketi’ne yönelik soruşturmalarda görev alan avukatları hedef almış ve ardından ülke genelinde bu davalarda görev alan avukatlara yönelik operasyonlar gerçekleşmiş ve 50!den fazla avukat ile ilgili gözaltı ve tutuklamalar yaşanmıştı. Tüm bu yaşananların ardından, Gülen Hareketi sanıklarının savunma haklarına yönelik hukuksuz müdahaleler tepkilere neden oldu.

 

Ön Görüşme Adı Altında Psikolojik Baskı

Gözaltındaki öğrencilere öngörüşüme adı altında farklı bir muamele yapılarak savcılık ve polis ifadelerinin dışında psikolojik baskı oluşturmak ve atılan suçlamaları kabul ettirmek adına ayrıca bir görüşmeye alındıkları ortaya çıktı. Bu durum Bir dönemde bazı üniversitelerde kurulan ‘İkna Odaları’nı akıllara getirdi. Edinilen bilgiye göre bu kanunsuz uygulamada gözaltındaki kişilere çeşitli sorular sorularak kendilerine yöneltilen suçlamaları kabul etmeye zorlandıkları belirtildi.

 

İŞKEBCE VE KÖTÜ MUAMELE

Gözaltına alınan öğrencilerle ilgili işkence ve kötü muamele iddiaları gözaltına alınan öğrencilerden bazılarının ifadeleriyle ortaya çıktı. Kronos Haber, Bold Medya başta olmak üzere İnternet medyasına ve TBMM İnsan hakları İnceleme komisyonu üyesi Prof. Gergerlioğlu başta olmak üzere insan hakları savunucularına verdikleri bilgiler doğrultusunda iddiaların ayrıntıları kamuoyu ile paylaşıldı.

Sorgulama Esnasındaki Psikolojik Baskı

26 kız öğrencinin 3 gün boyunca gözaltında kaldıkları esnada polis sorgusuna alındıkları ve bu polis sorgusu esnasında bir kız öğrencinin üç kez bayıldığı öğrenildi. Her defasında dışarı çıkarılıp hava aldırıldıktan sonra tekrar sorgulamaya devam edildiği öğrenildi. Kız öğrencinin annesi, “ 8 saat içinde 3 kere sorguya aldılar.  Dinlenmesine izin vermediler.” ifadelerini kullandı.

Onur Kırıcı Arama Yöntemleri

HDP’li vekil Ömer Faruk Gergerlioğlu, yaptığı paylaşımda “Uşak’tan korkunç haberler aldık. 30’a yakın çoğu üniversite öğrencisi genç hanıma Uşak Emniyeti’nde çıplak arama yapılmış! Yani üst iç çamaşırlarının içi ve alt çamaşırları dizine kadar indirilerek otur-kalk yapılarak çıplak arama yapılmış! Bunu utanarak anlatıyorlar! Ama yapanlar bunu yapmaktan utanmamışlar. Kimsenin yanına da kar kalmayacak bunlar. Bugün bunların üstü örtülebilir. Ama yarın bu yaptığınız işkencelerden hesap vereceksiniz” ifadelerini kullandı. Gergerlioğlu, Uşak Emniyet Müdürlüğü ile ilgili soru önergesinde, “Bu çıplak aramayı hangi cüretle yaptınız?” diye sordu.

 

 

Baro Avukatlarından Gelen Psikolojik Baskı

B.A.’nın babası da kamudan ihraç edilmiş bir KHK’lı. Memurken şimdi geçimini yevmiyeli işçi olarak çalışarak sağladığını belirten baba F.A., Uşak Barosu tarafından atanan avukatların bazılarının öğrencileri ‘itirafçı’ olmaya zorladıklarını Kronos’a anlattı. “İtirafçı ol örgüt üyeliğinden kurtulursun. Yoksa en az 6 yıl 3 ay ceza alırsın” diyerek bazı baro avukatlarının ve birkaç diğer avukatın öğrencileri polisle işbirliği yapmaya zorladıklarını kaydeden F.A., “Psikolojik olarak baskı yaptılar. Bir başka kızı, yeni ölmüş babası, annesine ‘kızına söyle buradan kurtaracağım, bize yardımcı olsun, bildiklerini anlatsın’ diyor bir baro avukatı. Bunu aileler kendi arasında konuşurken öğrendik. Atanan avukatların itirafçı olun kurtulun anlayışı vardı. ‘Kızınız bir şey anlatmıyor, konuşmazsa işi zor’ diye anlatıyordu” diye konuştu.

 

MEDYA ETİĞİNE AYKIRI HABERLER

Tamamen devlet kontrolünde olan ve hükümetin propaganda aracı olmakla suçlanan Anadolu Ajansı, olayı haberleştirirken henüz yargılama bile yapılmamışken atılı suçlamalarla birlikte yapmış olduğu Öğrencilerin kimliklerini teşhir içerikli yayınlar çeşitli kesimler tarafından tepki ile karşılandı.

 

YÖNELTİLEN SUÇLAMALAR

Öğrencilerden birinin ailesinin kiralayıp çocuklarının kalması için tuttuğu bir evin ‘cemaat evi’ gerekçesiyle polis tarafından takibe alındığı, takipteki bir kadının binaya giriş çıkışı nedeniyle ev ve öğrencilerle irtibatı olanların gözaltına alındığı öğrenildi.

Öğrencilerden birisi olan B.A. nın anlattıklarına göre; niçin yurtta değil de evde kaldığı, masraflarının kimler tarafından karşılandığı, hangi dershaneye gittiği hangi okullarda eğitim aldığı gibi sorular sorulduğu ortaya çıktı. Kaldığı evi kendi ailesini kiralamış olmasına rağmen, örgüt evi olduğu konusunda gereksiz ısrarlarda bulunulması dikkat çekti.

 

 

Suçun Şahsiliği ilkesinin İhlali

Babası KHK ile görevinden uzaklaştırılan bir devlet görevlisi olan B.A.nın babasının yargılandığı davadan takipsizlik almış olmasına rağmen görevine iade edilmeyen eski bir kamu görevlisi olmasının, kendisini potansiyel şüpheli durumuna düşürdüğünü ifade etti,

Suçun Kanuniliği ilkelerinin İhlali

Gözaltına alınan ve ardından tutuklana 5 kişiden birisi olan bir bayanın, hapishanedeki arkadaşlarının aileleriyle görüşmesi ve hapishanedeki arkadaşlarına mektup yazması, ”Örgütsel isteklendirme sağlamak” suçlamasıyla tutuklanmasına delil sayıldı. Diğer sanıklara yöneltilen suçlamalarda ise Devlet Okulu yerine Özel okula gitmek, dershanelere kayıt yaptırmak, Devlet yurdunda kalmayıp Özel evde kalmak gibi hukuken suç sayılamayacak şeylerden ‘Terör örgütü üyeliği’ suçlamasına delil oluşturulmak istendiği ortaya çıktı.

 

Abdullatif Batman

10.02.2020