World Children’s Day

Today is November 20, World Children’s Day.

Today, many of our children, who deserve all the beauties of the world in various geographies, are unfortunately deprived of even the most basic human rights.

Children are affected by the atmosphere created by the war in countries such as Yemen and Syria. Children are forced into cultural assimilation in the Uyghur geography. Children are suffering from basic food and health problems in various countries in Africa. The prisoner infants and children with their imprisoned parents in Turkey. Children who have been abused in various countries. And in many other geographies, some children are deprived of the most basic human rights.

In today’s world, adults have placed the harsh living conditions that they hardly handle on our children’s gentle shoulders.

We wish a world in which every newborn individual opens their eyes to a world where they can live under equal conditions where they will not be deprived of basic human rights, and we celebrate the world children’s day for all children of the world.

Dear children, we will work harder today and tomorrow than yesterday to return your rights taken away from you.


Broken Chalk

I live with my family. I’m pleased with my mother, father, brother and sister.
In other parts of the world, some children live without their families.
I wish that all children come together with their families.
I like my school. I learn there a lot of good things. I’m delighted with my teachers and my friends.
In other parts of the world, some children have no chance to take a good education.
I wish that all children can receive a good education.
I can go to the doctor here if I get sick.
But in other parts of the world, some children are not given this opportunity.
I hope all children can have this opportunity.
My mother gives me healthy food and a hot meal.
But in other parts of the world children are not getting healthy food.
I wish all children could have this hot mother meal.
I can play with my toys in my spare time. I like my toys.
But not all children are so lucky in some parts of the world.
I wish all children can play with their own toys.
I have a nice playground nearby, and I have a lot of fun time there with my friends.
But in some parts of the world, children are not given this opportunity.
I hope all children can play in the playgrounds with their friends.
I like nature, birds, flowers, trees. And I can walk, run and enjoy nature.
In other parts of the world, children do not have the opportunity to enjoy nature.
I hope all children can enjoy walking and running in nature.

Birleşmiş Milletler Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu’nun Kosova Kararı

24 – 28 Ağustos 2020 tarihleri arasında düzenlenen 88.ci oturumda Birleşmiş Milletler Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu (WGAD), Kosova Yetkilileri ve Türkiye Hükümeti tarafından Kahraman Demirez, Mustafa Erdem, Hasan Hüseyin Günakan, Yusuf Karabina, Osman Karakaya ve Cihan Özkan’a karşı işlenen ciddi insan hakları ihlallerini doğruladı.

A / HRC / WGAD / 2020/47 raporunda, 29 Mart 2018 tarihinde Kosova’da tutuklanan, gözaltına alınan ve zorla Türkiye’ye nakledilen yukarıda adı geçen kişiler hakkında keyfi ve uluslararası insan hakları normları ve standartlarına aykırı birçok ihlal açıkça belirtilmiştir. Kosova Yetkilileri ve Türkiye Hükümeti, her ikisini de 16’dan fazla maddeyi ihlal ettiği belirtilmektedir.

 

Çalışma Grubu, Türkiye Hükümeti’ni altı kişinin derhal serbest bırakılmasını sağlamak için acilen harekete geçmeye çağırmaktadır. Türkiye Hükümeti ve Kosova Yetkilileri, mağdurlara uluslararası hukuka uygun olarak uygulanabilir bir tazminat ve diğer tazminat hakkı tanıması gerektiğini belirtmiştir.

Son üç yıl içinde, Çalışma Grubu, Türkiye’de keyfi gözaltı ile ilgili olarak önüne gelen dava sayısında önemli bir artış olduğunu kaydetti.

 

Türk Hükümeti henüz herhangi bir adım atmamış olmasına rağmen, Kosova Ombudsman Kurumu yetkililerin ulusal ve uluslararası hukuku ihlal ettiği sonucuna varmıştır.

 

Birleşmiş Milletlerin krarının tam metnini PDF olarak indirebilirsiniz

United Nations WGAD Decision on the Arbitrary Detention and Illegal Transfer of 6 Turkish Nations from Kosovo to Turkey

United Nations Working Group on Arbitrary Detention (WGAD) confirmed at its 88th Session that serious human rights violations committed by the Authorities of Kosovo and the Government of Turkey against Kahraman Demirez, Mustafa Erdem, Hasan Hüseyin Günakan, Yusuf Karabina, Osman Karakaya, and Cihan Özkan on the 24-28 August 2020.

 

In the report A/HRC/WGAD/2020/47, many violations clearly are stated for the people as mentioned above who were arrested, detained, and forcefully transferred to Turkey on March 29, 2018, according to arbitrary and in violation of international human rights norms and standards. The Authorities of Kosovo and the Government of Turkey have violated both more than 16 Articles.

 

Working Group calls on the Government of Turkey to take urgent action to ensure the six individuals’ immediate release. And the Government of Turkey and the Authorities of Kosovo accord the victims an enforceable right to compensation and other reparations under international law.

During the past three years, the Working Group has noted a significant increase in the number of cases brought before it concerning Turkey’s arbitrary detention.

 

Even though the Turkish Government has not taken any step yet, the Ombudsperson Institution of Kosovo concluded that the authorities violated domestic and international law.

 

To read the full report of Working Group on Arbitrary Detention in PDF.

Yurt Dışından Zorla Kaçırılmalara Karşı Birleşmiş Milletler’den Tarihi Karar

Türkiye’de Erdoğan rejiminin 15 Temmuz 2016 tarihinde sergilediği tiyatro ile yönünü batıdan, demokrasiden, evrensel insan haklarından, özgürlüklerden ve adaletten  çeviren Türkiye,  dünyadan soyutlanarak içe kapandı. Ülke içerisinde, farklı dil, din, ırk ve anlayıştaki toplumun mozaiğini oluşturan kesimlere ve hizmet hareketine karşı nefret söylemleri geliştirerek toplumdaki ahengin, birlik, bütünlük ve kardeşliğin parçalanmasına sebep olan Erdoğan rejimi, ülkede masum insanlara telafisi imkansız zulümler ve travmalar yaşattı.

Türkiye’de 15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe tiyatrosu sonrası, millî Eğitim Bakanlığı’nda görev yapan yaklaşık 34 bin öğretmen ve 6081 akademisyen mesleklerinden atılmış ve Özel Eğitim Kurumlarında çalışan 20 bin öğretmenin de çalışma izinleri ve lisansları iptal edilmiştir. Toplamda 55 bin öğretmenin kamuda ve özel sektörde öğretmen olarak çalışması keyfi bir şekilde yasaklanmıştır. Terörle hiçbir ilişikleri olmadığı halde, kadın-erkek binlerce öğretmen terör suçlaması ile hapse atılmıştır.

Toplumun her kesiminden, her meslek sektöründen kadın-erkek demeden masum insanlara yaşatılan baskı, zulüm, işkence ve hapis cezalarına bir de yurt dışından adam kaçırmalar eklenerek Türkiye’de yaşanan hukuksuzluklarda zirve yapılmış oldu. Dünyanın birçok yerinde yurt dışından adam kaçırma hadiselerinden biri de Kosova’da gerçekleşti.

Kosova’da 29 Mart 2018 sabahleyin saat 07.00’de gerçekleşti. Kosova’nın bazı üst düzey yetkilisinin de katıldığı özenle hazırlanmış planın bir parçası olarak iki farklı şehre altı polis ekibi gönderildi ve altı Türk vatandaşı saatler içinde tutuklandı. Yusuf Karabina, sabah saat 08.00’de, bazı aile üyeleriyle birlikte çalıştığı okula çok yoğun bir yoldan giderken tutuklandı. Polisler Yusuf Karabina’yı arabadan indirdi, kelepçeleyerek zorla bir polis arabasına bindirdi ve Priştine’ye götürdüler.

 

Ayni gün saat 08.00’de Gjakovë/Đakovica’ya gelen iki polis arabası ve bir işaretsiz araçtaki on polis memuru, Mehmet Akif Koleji binasına girerek Demirez, Günakan ve Özkan’ı tutukladı. Üç öğretmen okul bahçesinde kelepçelendi ve doğrudan havaalanına götürüldü. Okul müdürü Mustafa Erdem de, dört öğretmeninin tutuklanmasını sorgulamak için gittiği Priştine’deki merkez polis karakolunun otoparkında Kosova polisi tarafından tutuklandı. Mustafa Erdem, polisler tarafından Yusuf Karabina’nın tutulduğu bir arabaya bindirilerek doğrudan havaalanına götürüldüler. Saat 09.07’de Osman Karakaya’nın Priştine’deki ikametgahına gelen iki polis memuru, kendisinden hazırlanmasını söyleyerek ve ikamet izninin yenilenmesine ilişkin bazı belgeleri de imzalaması için götürdüler. Gerekli belgelerini yanına alan Osman Karakaya ikamet izni için Göçmenler Ofisi’ne götürüleceği söylenmesine rağmen iki polis memuru tarafından doğrudan havaalanına transfer edildi.

 

Bu illegal operasyonun tamamı, Kosova İstihbarat Teşkilatı tarafından ulusal ve uluslararası yasal prosedür standartlarına aykırı olarak planlanmış ve gerçekleştirilmiştir. Ayrıca havaalanındaki sınır kontrol memurlarına talimat veren, uçak biletlerini alan ve bu illegal transferin tüm lojistiği Kosova İstihbarat Teşkilatı tarafından sağlanmıştır.

 

Altı Türk vatandaşı, Priştine uluslararası havaalanında Türk Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) yetkililerine teslim edildi. 29 Mart 2018 saat 09.27’de havalimanına getirilen bu altı kişi, sınır kontrolünden geçirilerek saat 10.50’de Türkiye merkezli Birleşik İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi firması’na ait özel bir uçağa bindirildi. Hasan Hüseyin Günakan, zorla iade talebi olan başka bir Türk vatandaşı ile karıştırıldığı için havaalanına getirildiği kimlik kontrolü sonunda tespit edildi; ancak Kosova İstihbarat Teşkilatı memurları, hakkında iade talebi olmamasına rağmen Hasan Hüseyin Bey’i de sınır dışı ettiler.

Altı kişiye karşı işlenen insan hakları ihlallerinin büyüklüğü göz önüne alındığında, Kosova Ombudsman Enstitüsü’nün ulusal önleme mekanizması derhal haberdar edildi ve bir soruşturma başlattı. Kosova Parlamentosu, 28 Haziran 2018 tarihinde konunun incelenmesi için bir Soruşturma Komisyonu kurdu. Kosova Özel Başsavcılığı’na olaylarla ilgili olarak rapor sunmak üzere dört aylık bir yetki süresi verildi.

 

Kosova Ombudsman Kurumu raporunda, Kosovalı yetkililerin altı Türk vatandaşını sınır dışı ederek ulusal ve uluslararası hukuk hükümlerini ihlal ettikleri sonucuna varmıştır. Kosova Anayasası’nın 29, 31 ve 32. Maddeleri, ceza işlerinde Uluslararası Hukuki İşbirliği Kanunu’nun 14, 15, 16, ve 17. Maddeleri; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 8. ve 10. Maddeleri; ICCPR Sözleşme’nin 9. ve 13. Maddeleri; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3, 5 ve 6. Maddeleri; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7 No’lu Protokolünün 1(1) Maddesi ve İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin 3. Maddesi’ni ihlal ettiğine karar verildi. Kosova Parlamentosu Soruşturma Komisyonu üyeleri, davada kilit rol oynayanlarla yaptığı mülakatalar sonrasında otuz bir maddelik hak ihlallerini tespit etti.

 

Birleşmiş Milletler, 18 Kasım 2020 tarihinde Kosova’dan altı  Türk vatandaşımızın kaçırılması ile ilgili tarihi bir karar verdi. Birleşmiş Milletler Çalışma Grubu  vermis olduğu karar ve açıklamada;

Birleşmiş Milletler Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu (WGAD) 24-28 Ağustos 2020 tarihleri ​​arasında düzenlenen 88. oturumunda, Kosova ve Türkiye Hükümeti yetkilileri tarafından Kahraman Demirez, Mustafa Erdem, Hasan Hüseyin Günakan, Yusuf Karabina, Osman Karakaya ve Cihan Özkan’a karşı islenen ciddi insan hakları ihlallerini tespit etti ve 47/2020 sayılı kararı kabul etti. Karar, BM Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu tarafından Kasım 2020’de web sitesinde yayınlandı.

 

BM Çalışma Grubu, A/HRC/WGAD/2020/47 belgesinde yer alan kararında, Kahraman Demirez, Mustafa Erdem, Hasan Hüseyin Günakan, Yusuf Karabina, Osman Karakaya ve Cihan Özkan’ın 29 Mart 2018 tarihinde Kosova’da tutuklanması, gözaltına alınması ve zorla nakledilmesinin keyfi olduğu ve uluslararası insan hakları norm ve standartlarını ihlal ettiği sonucuna varmıştır.

 

Kosova ile ilgili olarak; Çalışma Grubu altı Türk vatandaşının özgürlüğünden yoksun bırakılmasının İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 2. Maddesi (eşitlik ve ayrımcılık), 3. Maddesi (hayat, özgürlük ve güvenlik hakkı), 8. Maddesi (etkili hak arama hakkı), 9. Maddesi (keyfi gözaltı ve tutuklama), 10. Maddesi (adil yargılanma hakkı) ve 19. Maddesine (fikir ve ifade özgürlüğü) aykırı olduğuna karar verdi. Bu nedenle, BM Çalışma Grubu, “Altı Türk vatandaşının özgürlüğünden mahrum bırakılması keyfidir ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin I, II, III ve V. kategorilerine girmektedir” dedi.

 

Türkiye ile ilgili olarak ise; Çalışma Grubu, altı Türk vatandaşının özgürlüğünden yoksun bırakılmasının İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 2. Maddesi’ne (eşitlik ve ayrımcılık) aykırı olduğuna; 3. Maddesi (hayat, özgürlük ve güvenlik hakkı), 8. Maddesi (etkin yargı yolundan yararlanma hakkı), 9. Maddesi (keyfi tutuklama ve gözaltına alınmama özgürlüğü), 10. Maddesi (adil yargılanma hakkı) ve 19. Maddesi’ne (fikir ve ifade özgürlüğü) aykırı olduğuna karar verdi. Ayrıca Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 2. Maddesinin (1) ve (3) [ayrımcılık yapmama ve etkili çözüm hakkı], 9. Maddesi (özgürlük ve güvenlik hakkı), 14. Maddesi (adil yargılanma hakkı), 19. Maddesi (fikir ve ifade özgürlüğü hakkı) ve 26. Maddesi’ne (kanun önünde eşitlik hakkı) aykırı olduğuna karar verdi. Bu nedenle, BM Çalışma Grubu, “Altı Türk vatandaşının özgürlüğünden mahrum bırakılması keyfidir ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin I, II, III ve V. kategorilerine girmektedir” dedi.

 

Bu bağlamda BM Çalışma Grubu (a) Türkiye Hükümeti’nden altı kişiyi derhal serbest bırakmasına ve (b) Türkiye Hükümeti ve Kosova Hükümetleri’nden, uluslararası hukuk uyarınca mağdurlara tazminat verilmesine ve diğer zararlarının karşılanmasına karar verdi. BM Çalışma Grubu, COVID-19 salgını ve gözaltı yerlerinde oluşturduğu tehdit bağlamında, Türkiye Hükümeti’ni altı kişinin derhal serbest bırakılmasını sağlamak için acil önlem almaya davet etti.

 

BM Çalışma Grubu ayrıca, Türkiye ve Kosova Hükümetlerinden, altı kişinin illegal yollarla gözaltı ve deport edilmesi olayı hakkında tam ve bağımsız bir soruşturma başlatmasını ve insan hakları ihlalinden sorumlu olan kişiler hakkında gerekli cezai tedbirleri almasını istedi.

 

BM Çalışma Grubu, Kosova davasını, terörizmle mücadele ederken insan hakları ve temel özgürlüklerin korunmasıyla ilgili BM Özel Raportörü’nün dikkatine sundu ve hükümetlerden, mevcut kararı da kamuoyuyla paylaşmalarını istedi.

 

Çalışma Grubu, ayrıca son üç yıl içinde, Türkiye’de keyfi gözaltı ile ilgili olarak önlerine gelen dava sayısında önemli bir artış olduğunu da kaydetti. BM Keyfi Tutuklama Çalışma Grubu, tüm bu davaların oluşturduğu sistematik benzerlik hakkında ciddi endişelerini dile getirmektedir. Çalışma Grubu ayrıca, Türkiye Hükümeti’ne, yaygın veya sistematik hapis cezasının veya uluslararası hukuk kurallarına aykırı diğer ciddi özgürlükten yoksun bırakma eylemlerinin insanlığa karşı suç oluşturduğu uyarısında da bulundu.

 

Zafer Kurt

 

Birleşmiş Milletlerin krarının tam metnini PDF olarak indirebilirsiniz

WGAD-besluit van de Verenigde Naties over de willekeurige detentie en illegale overdracht van 6 Turkse naties van Kosovo naar Turkije

Persbericht

Betreft: WGAD-besluit van de  Verenigde Naties over de willekeurige detentie en illegale overdracht van 6 Turkse naties van Kosovo naar Turkije

Datum: 18 november 2020

Bron:https://www.ohchr.org/Documents/Issues/Detention/Opinions/Session88/A_HRC_WGAD_2020_47_Advance_Edited_Version.pdf

 

Samenvatting

Tijdens de 88eth  zitting van 24 tot en met 28 augustus 2020 heeft de Werkgroep willekeurige detentie van de Verenigde Naties (WGAD) advies nr. 47/2020  (A/HRC/WGAD/2020/47), het vinden van ernstige mensenrechtenschendingen gepleegd door de autoriteiten van Kosovo en de regering van Turkije tegen  Kahraman Demirez, Mustafa Erdem, Hasan Hüseyin Günakan, Yusuf Karabina, Osman Karakaya en Cihan Özkan. Het advies is in november 2020 gepubliceerd door de werkgroep willekeurige detentie.

 

In zijn advies, vervat in document A/HRC/WGAD/2020/47, de Werkgroep willekeurige detentie (WGAD) van de Verenigde Naties concludeerde dat de arrestatie, detentie en gedwongen overdracht van Kahraman Demirez, Mustafa Erdem, Hasan Hüseyin Günakan, Yusuf Karabina, Osman Karakaya en Cihan Özkan,  op 29 maart 2018 in Kosovo, willekeurig was en in strijd was met de internationale mensenrechtennormen en -normen.

 

Wat Kosovobetreft, heeft de werkgroep geoordeeld dat de vrijheidsberoving van de zes Turkse onderdanen in strijd was met artikel 2 (recht op gelijkheid en non-discriminatie); artikel 3 (recht op leven, vrijheid en veiligheid); artikel 8 (recht op een doeltreffend rechtsmiddel), artikel 9 (vrijheid van willekeurige arrestatie en detentie); artikel 10 (recht op een eerlijk proces); en artikel 19 (recht op vrijheid van meningsuiting) van de Universele Verklaring van de Rechten van de Mens. Daarom  is de vrijheidsberoving van de zes Turkse onderdanen arbitrair en valt het onder de categorieën I, II, III en V van de werkgroep.

 

Wat Turkije betreft, heeft de werkgroep geoordeeld dat de vrijheidsberoving van zes Turkse onderdanen in strijd was met artikel 2 (recht op gelijkheid en non-discriminatie); artikel 3 (recht op leven, vrijheid en veiligheid); artikel 8 (recht op een doeltreffend rechtsmiddel); artikel 9 (vrijheid van willekeurige aanhouding en detentie); artikel 10 (recht op een eerlijk proces); en artikel 19 (recht op vrijheid van meningsuiting) van de Universele Verklaring van de Rechten van de Mens, en  ook artikel  2, leden 1 en 3 [ recht op non-discriminatie en een doeltreffend rechtsmiddel]; artikel 9 (recht op vrijheid en veiligheid); artikel 14 (recht op een eerlijk proces); artikel 19 (recht op vrijheid van meningsuiting); en artikel 26 (recht op gelijkheid voor de wet) van het Internationaal Verdrag inzake burgerrechten en politieke rechten. Daarom  is de vrijheidsberoving van de zes Turkse onderdanen arbitrair en valt het onder de categorieën I, II, III en V van de werkgroep.

In dit verband roept de werkgroep a) de Regering van Turkije op de zes personen onmiddellijk vrijte laten ; enb) de regering van Turkije en de autoriteiten van Kosovo om de slachtoffers een afdwingbaar recht op schadevergoeding en andere schadevergoedingen toe te staan, overeenkomstig het internationaal recht. In de huidige context van de wereldwijde coronavirusziekte (COVID-19) pandemie en de dreiging die deze vormt in detentiecentra, roept de werkgroep de Turkse regering op dringend actie te ondernemen om de onmiddellijke vrijlating van de zes personen te waarborgen.

 

De werkgroep willekeurige detentie dringt er verder bij de regering van Turkije en de autoriteiten in Kosovo op aan te zorgen voor een volledig en onafhankelijk onderzoek naar de omstandigheden rond de willekeurige vrijheidsberoving van de zes personen en passende maatregelen te nemen tegen degenen die verantwoordelijk zijn voor de schending van  de  rechten van de slachtoffers.

 

Overeenkomstig punt 33, onder a), van zijn werkmethoden heeft de werkgroep de onderhavige zaak voorgelegd aan de speciale rapporteur inzake de bevordering en bescherming van de mensenrechten en de fundamentele vrijheden, terwijl zij het terrorisme bestrijden en verzocht zij de regeringen om het onderhavige advies met alle beschikbare middelen en zo ruim mogelijk te verspreiden.

 

In de afgelopen drie jaar heeft de werkgroep een aanzienlijke toename vastgesteld van het aantal zaken dat haar is voorgelegd met betrekking tot willekeurige detentie in Turkije.  De werkgroep willekeurige detentie spreekt zijn ernstige bezorgdheid uit over het patroon dat in al deze gevallen is vastgesteld en herinnert de Turkse regering eraan dat onder bepaalde omstandigheden wijdverbreide of systematische vrijheidsberoving of andere ernstige vrijheidsberoving in strijd met de regels van het internationaal recht misdaden tegen de menselijkheid kunnen zijn. reminds the Government of Turkey

 

Achtergrond

Op 29 maart 2018,  rond  7:00:00 uur per .m. ,  als onderdeel van een zorgvuldig uitgewerkt plan met verschillende hoge ambtenaren van Kosovo, werden zes politieteams naar twee verschillende steden gestuurd en de heer Demirez, de heer Erdem, de heer Günakan, de heer Karabina, de heer Karakaya en de heer Özkan werden binnen enkele uren na elkaar gearresteerd.

 

De heer Yusuf Karabina werd op 29 maart 2018 om 8..m gearresteerd toen hij naar de school reed waar hij met enkele familieleden werkte, langs een zeer drukke weg. Een agent opende de deur van de passagier, pakte een lid van de familie van de heer Karabina’s en trok hem uit de auto, terwijl een ander familielid verliet de auto instinctief. Toen Mr Karabina ook de auto verliet, werd hij geboeid en met geweld in een politieauto geduwd, die zich onmiddellijk omdraaide om terug te keren naar Pristina.

 

Tien (10) politieagenten in twee politieauto’s en een ongemarkeerd voertuig arriveerden op 29 maart 2018 om 08.m in Gjakovë/ Đakovica  en zijn het pand van het Mehmet Akif College binnengedrongen en arresteerden de heer Demirez, de heer Günakan en de heer Özkan. De drie leerkrachten werden geboeid op het schoolplein en direct naar het vliegveld gebracht.

 

De heer Mustafa Erdem werd gearresteerd door de Kosovaarse politie op de parkeerplaats van het centraal politiebureau in Pristina, toen hij haastte om te informeren naar de arrestatie van vier leraren in zijn hoedanigheid van directeur van de school. Mr. Erdem werd door meerdere politieagenten in een auto geduwd waarin Mr Karabina al werd vastgehouden. Ze werden direct naar het vliegveld gebracht, zonder eerst naar het politiebureau te worden gebracht.

 

Twee politieagenten arriveerden bij de residentie van De heer Karakaya in Pristina om 9.07 a.m. van Maart 29, 2018 vragend om “Osman de emigrant” en verzocht hem om klaar te maken en met hen te gaan om sommige documenten betreffende de vernieuwing van zijn verblijfsvergunning te ondertekenen. De heer Karakaya nam zijn documenten met hem en organiseerde voor een vriend om hem te ontmoeten op de verblijfsvergunning kantoor om te helpen met vertalingen. Hij vergezelde de twee politieagenten en werd direct naar het vliegveld overgebracht.

 

De hele operatie werd volledig gepland en uitgevoerd door de Kosovo Intelligence Agency, die het politiegezag had overgenomen en de controle over politiekantoren had overgenomen, wat in strijd is met de nationale en internationale normen voor juridische procedures. Agenten van het agentschap gaven ook orders aan grenscontroleambtenaren op de luchthaven en het was het Agentschap, niet het ministerie van Binnenlandse Zaken, dat de vliegtickets verkreeg en alle logistiek van de overdracht verzorgde.

 

De heren Demirez, Erdem, Günakan, Karabina, Karakaya en Özkan zijn overgedragen aan de Turkse agenten op Pristina International Airport. De zes personen arriveerden om 9.27 uur op de luchthaven.m, passeerden de grenscontrole en stapten aan boord van een vliegtuig van Birleşik İnşaat Turizm Ticaret Ve Sanayi, een bedrijf gevestigd in Turkije, dat om 10.50 uur opsteedde.m van 29maart2018. De verwarring over de identiteit van de heer Günakan bleef op de luchthaven, omdat hij was aangezien voor een andere Turkse onderdaan wiens naam op het bevel tot verklede verwijdering stond. Günakan’s identiteit werd uiteindelijk vastgesteld, maar de kosovaarse inlichtingendiensten besloten hem toch te deporteren, ook al was er geen bevel tot verwijdering.

 

Gezien de omvang van de mensenrechtenschendingen tegen de zes personen werd het nationale preventieve mechanisme van  de ombudsman-instelling van Kosovo onmiddellijk in kennis gesteld en een onderzoek ingesteld. De  oprichting van een parlementaire onderzoekscommissie werd ook aangekondigd op 29 maart 2018, maar werd pas op 28 juni 2018 formeel opgericht, met een mandaat van vier maanden om een rapport op te stellen over de incidenten voor indiening bij de hoofdofficier van justitie van Kosovo voor eventueel verder onderzoek.

 

In haar verslag concludeerde de ombudsman-instelling van Kosovo dat de autoriteiten door het uitzetten van de zes Turkse burgers de volgende bepalingen van nationaal en internationaal recht hebben geschonden die relevant zijn voor Kosovo: de artikelen 29,  31,  32 van de grondwet van Kosovo; De artikelen 14, 15, 16,  17 betreffende de internationale juridische samenwerking op het gebied van strafzaken; de artikelen 8 en 10 van de Universele Verklaring van de Rechten van de Mens; De artikelen 9 en 13 van het Convenant (ICCPR); de artikelen 3, 5 en 6 van het Europees Verdrag tot rechten van de mens; Eenrticle 1, lid 1, van Protocol nr. Artikel 3 van het Verdrag tegen foltering en andere wrede, onmenselijke of vernederende behandeling of bestraffing. Daarnaastheefthij, leden van de  Kosovo Parliamentary  Investigative  Commission, verschillende belangrijke spelers in de zaak geïnterviewd en 31 schendingen van de grondrechten vastgesteld.

Persbericht: Terreuraanslag in Nice

Als het Broken Chalk Platform veroordelen wij de tragische aanslag in Nice, Frankrijk, ten zeerste. Wij delen het verdriet van de onschuldigen die bij de aanslag om het leven zijn gekomen.

 

Deze en soortgelijke gebeurtenissen hebben eens te meer aangetoond dat radicale motivaties een ernstige bedreiging vormen voor de mensheid. Het is een feit dat de aanslag in kwestie gericht is op de vrede en de rust van de mensheid.

Politieagenten lopen voor de kerk Notre Dame voor een mis om hulde te brengen aan de slachtoffers van de mesaanval in Nice. Foto: Eric Gaillard / Reuters

Het is onaanvaardbaar dat deze en soortgelijke radicaal gemotiveerde groepen hun acties hebben uitgevoerd in naam van de islam.

Wij zijn van mening dat de negatieve sfeer die door dit trieste incident is ontstaan, alleen kan worden overwonnen met een verstandige houding.

 

Hoewel vermeld wordt dat alle religies, talen, kleuren en mensen van verschillende nationaliteiten samen kunnen leven met hun verschillen, wereldvrede, tolerantie, liefde en universele menselijke waarden, heeft het terreurincident in Frankrijk ons diep bedroefd.

 

We hopen dat het gezond verstand en de vrede de wereld van de toekomst zullen domineren, niet de duistere gedachten.

 

Om het persbericht in PDF te downloaden

Broken Chalk

Basın Duyurusu: Nice’de Terör Saldırısı

Broken Chalk Platformu olarak Fransa’nın Nice şehrinde yaşanan üzücü saldırıyı şiddetle kınıyor ve lanetliyoruz.

 

Saldırıda hayatlarını kaybeden masumların acısını paylaşıyoruz.

 

Yaşanan bu ve benzeri hadiseler radikal motivasyonların insanlık için ciddi bir tehdit unsuru olduğu gerçeğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Söz konusu saldırının insanlığın barış ve huzurunu hedef aldığı bir gerçektir.

Polis memurları, Nice’teki bıçaklı saldırının kurbanlarını anmak için bir ayin önünde Notre Dame kilisesinin önünde yürüyor. Fotoğraf: Eric Gaillard / Reuters

Söz konusu ve benzeri radikal motivasyonlu grupların eylemlerini İslam adına yapmış olmaları asla kabul edilemez.

 

Yaşanan bu üzücü hadisenin yarattığı olumsuz atmosferin ancak sağduyulu bir tutumla aşılabileceğine inanıyoruz.

 

Dünya üzerinde bütün dinler, diller, renkler ve farklı milliyetteki insanların bir arada yaşama kültüründen, dünya barışından, hoşgörüden, sevgiden, evrensel insani değerler etrafında bütün insanların farklılıklarıyla birlikte bir arada yaşayabileceğinden bahsedilirken, Fransa’da meydana gelen terör hadisesi bizleri derinden üzmüştür.

 

Geleceğin dünyasına karanlık düşüncelerin değil: sağduyunun ve barışın hâkim olacağını ümit ediyoruz.

 

Basın bültenini pdf olarak indirmek için

Broken Chalk

 

Press Release: Terror Attack in Nice

As the Broken Chalk Platform, we strongly condemn the tragic attack in Nice, France. We share the innocents’ sorrows who lost their lives in the attack.

 

These and similar events have again revealed that radical motivations are a severe threat to humanity. It is a fact that the attack in question targets the peace and tranquility of humanity.

 

It is unacceptable that these and similar radically motivated groups carried out their actions in Islam’s name.

Police officers walk in front of the Notre Dame church before a mass to pay tribute to the victims of the knife attack in Nice. Photograph: Eric Gaillard/Reuters

We believe the negative atmosphere that has been created by this sad incident can only be overcome with a common-sense attitude.

 

While it is mentioned that all religions, languages, colors, and people of different nationalities can live together with their differences, world peace, tolerance, love, and universal human values, the terror incident in France deeply saddened us.

 

We hope that common sense and peace will dominate the world of the future, not dark thoughts.

 

We call every one of the public members to condemn the Nice attack without any ifs and buts.

 

 To download the press release in PDF

Broken Chalk

Dayikên ku bi tirkî Nizan bûn Zarokên ku bi kurdî Nizanin Mezin Kirin

Hema bêje di tevahiya zimanan de zimanê dayikê, zimanê dayê jê re tê gotin. Gelo çi tişt bi qas î mirovekî hînî zimanê ku dayika wî pê dipeyive hîn bibe, bi wê bipeyive û bi wî bifikire mafekî xwezayî dibe?

Li Tirkiyê dema mesele bibe kurd, rewş qet wî awayî nabe. Zarokên Kurdan yan qet î nikarin hîn bibin û an jî piştî hînbûnê di demekê de ji bîr dikin û winda dibe. Nifşên ku ji dayika xwe, ji mala xwe û ji çanda xwe biyanî digihêjin. Ew ji zimanê xwe biyanî bûyîn, piranî jî di metrepolên ku bi milyonan kurd koçberî wan bûyîn de hêj zêdetir jî didome. Zarok dema ji zimanê xwe derbasî zimanê Tirkî dibin û taybetî jî di wexta dibistana seretayî û ya navîn de, pir zoriyê dibînin.

Bi taybetî jî dema dibistana seretayî de zimanê dayikê pir girîng e. Çimkî wexta zarok zimanê xwe yê dayikê di pêş de dibin, di heman demê de fikra rexneyê, xwendin-nivîsîn û her wekî din çendan kêrhateyên xwe yên bingehîn jî di pêş de dibin. Van kêrhatyên xwe yên bingehîn bi zimanê dayika xwe bihêsantir dikarin derbasî wî wî zimanî jî bikin.

Mînakek, zarokek wateya peyvekê wateya peyvekê texmîn bike û an jî kêrhatiya wî ya bi navrêz xwendinê derxistina wateyê pêş ketibe, dema di zimanekî duyemîn de jî bixebite bi hêsanî dikare van kêrhatyên xwe derbasî wî jî bike. Bi vê re jî, van kêrhatyên xwe yên nedîtbar bi rêya zimanekî din û rasterast danfêhkirin pir zehmetir e. Ji ber vê yekê jî jiyana bi zimanê xwe ve, kêrhatiya zarokî ya xwendin û   nivîsîn û pêşxistina fikra rexnegirîyê de jî dibe alîkar.

Bi rastî jî zimanê dayikê ewas girîng e?

Ji Zanîngeha Torontoyê Profesor Jîm Cummîns bersiva vê pirsê wiha dide; zarokên zimanekî zexim ê wan yê dayikê hebe, zimanê duyemîn jî bi hêsantir dikare hîn bibe û kifş kir ku di kêrhatiya xwendin û nivîsîn jî bi pêştir dixin; kêrhate û zanîna zarokan di navbera zimanan de derbasdar e.[1]

Li Tirkiyeyê perwerdeya zimanê dayikê ya bi kurdî deynin aliyekî, bi salan çav û guhên xwe ji heyîna kurdî re girtin û girtin û înkar kirin. Piştî ewqas êş û janan, ew jî di sala 2009 an de vekirina kanaleke televîzyonê hate qebûlkirin. TRT Kurdî, pîştî gotina Mesut Yilmaz a 1999 an ya li Amedê gotibû “rêya YE yê di Amedê re derbas dibe” 10 sal şûn de hate sazkirin.[2] Îro di ser vê daxuyaniyê re 21sal derbas bûye lê hêca jî Tirkîye pir di şûn mafên bingehîn û demokratîkbûnê de ye. Tirkiye astengên li pêşiya perwerdehiya zimanê dayikê ye, ranake. Di bin hêceta dê xaka welêt qet bike de, bi salan e qedexeya li ser kurdî awayekî nepenî didomîne. Halbûkî dewleta me tam di vir de dixapiya. Çawan zimanê ku dayika min pê dipeyive dikare dewletê qet bike?

 

Astengkirina perwerdeya zimanê dayikê ne tenê dibe sebeba fêhmnekirina zarokan, di heman demê de têkiliya wan a çand û kevneşopiya wan re jî bi temamî qut dikir. Hişmendiya civakî ya bi giradana herêma xwe ve jî tine dike; ewilî ji stran, çîrok û lotikên dayik û pîrikan biyanî dike û pey re jî dibe sebeba windabûyîn û tunekirina wê. Em ji mîrasa xwe ya çanda Mezopotamya ya bi hezaran salan ji dest didin. Halbûkî ya me heve girê dide qey ne jiyayiyên me yên hevbeş, stranên evînên me rave dikin û an jî ne re çîrok in? Ew ciwanên hevbeşiya jiyana wan a ku bibêje “erê, ew jî mîna min evîndar bûye, ew jî êşa min jiyaye weke min” tinebe, dê çawan bê hêvîkirin ku tevahiya jêparan de bibin yek? Veqetandina ciwanên Kurdan a ji dayik û çenda wan, tenê tije dilê wan kîna vê xakê dike. Tişta jê xeyidîyîn û jê biyanî bûyîn ne tenê çanda wan e, ev xaka heye jî.

Di dema nêzîk ya ku mirov bibêje duhî ye, li rojhilat û başûrê rojhilat de kurdî, Erebê, Tirkî û Ermenkî di heman kolanê de dipeyivin. Me wê rojê ji îro pêhtir ji hev hez dikir û nêzê hev bûn. Îro hema bêje di kolanên rojhilat de peyivîna  zimanekî tenê, ne wekî têye zenkirin ku em nêzî hev kirine, kîna me ji hev re çêkir û em ji hev dûr kirin.

Hêza vê xakê, ji zengînbûna wê ye. Parastina vê zengîniyê jî tenê bi lêxwedî derketina zimanên vê xakê pêk tê.  Perwerdeya zimanê dayikê, me parçe nake; berûvajiyê wê me hîn zêdetir nêzê hev dike.

 

Li ser kursîyê meclîsan bi bextewarî qala Ehmedê Xanî û Feqiyê Teyran kirin û lê destûrnedana bi Kurdî xwendina dîwanên wan û yên mîna wan bi sedan kesan, pirsgirêka nejidilîyê ye. Divê neyê jibîrkirin ku perwerdeya bi zimanê dayikê mafekî bingehîn e. Peyama Mafên Mirovan a Ewropayê ya ku em jî alîgirê wê ne jî, mafê perwerdehîya zimanê dayikê bibîr aniye. Mîna hemî gelan, lazime mafê Kurdan jî yê perwerdeya zimanê dayikê bêye dayîn. Ji bo mafên bingehîn yên mirovîn daxuyaniyek û an jî avêtina gavekê, lazime bi dehan salan xwemijûlkirin çênebe. Lazime demek zûtirîn mafên Kurdan yên bingehîn bêne dayîn.

 

Ji bo vê sebebê di change. org’ê de kampanyaya perwerdeya zimanê dayikê hatiye destpêkirin, alîkariya ji we jî dixwaze û ji bo rakirina vê nejaqiyê em we jî dawetî destgirtinê dikin.

Ji bo alîkariyê link

Fadil AKSU

 

[1] https://ie-today.co.uk/people-policy-politics/the-importance-of-mother-tongue-in-education/

[2] https://www.yenisafak.com/politika/avrupaya-giden-yol-diyarbakirdan-gecer-598002

The kids who do not know Kurdish which of those mothers who do not know Turkish

In almost all languages, the language of the mother is expressed as the mother tongue. What could be more natural for a person to learn, speak, and think with their mother’s language?

In Turkey, this is not the case for the Kurdish minority.

Kurdish children either do not learn their mothers’ language or forget and lose it after a while. Generations that are foreign to their mother, home, and culture are growing up. This language alienation is happening more rapidly in the big metropolises where millions of Kurds have migrated. In the transition from their mother tongue to Turkish, children experience serious learning difficulties, especially in primary and secondary school years.

The mother’s tongue is especially important in primary school age. Because when children develop their mother tongue, they also develop a range of other basic skills such as critical thinking and literacy skills. They learn these basic skills faster and naturally, in their native language, and when a second language is learned, it is easier to transfer these skills and learnings to the newly learned language.

 

For example, if a child has developed the ability to guess the meaning of a word through its context or derive meaning by reading between the lines, these skills are easily transferred when they start studying in a second language. However, it is much more difficult to teach these abstract skills directly in a second language.

 

Therefore, using the mother tongue helps the child develop critical thinking and literacy skills.

 

Is the mother tongue that important?

Professor Jim Cummins from the University of Toronto answers this question: He discovered that children with a strong native language learn a second language and improve their literacy skills more easily. He concluded that the children’s knowledge and skills were transferred between languages. [1]

Leaving mother tongue education aside, Turkey has not even acknowledged the existence of the Kurdish language. It was only able to recognize Kurdish in 2009, after dozens of sufferings, by opening a television channel. TRT Kürdi channel was founded 10 years after Mesut Yılmaz’s statement of “The EU’s Road Passes through Diyarbakır” in 1999.[2] Today, 21 years have passed over this statement, but Turkey is still far behind in these fundamental human rights. Turkey does not remove any obstacles to mother tongue education. With the allegation that the state’s integrity would be endangered, the de facto ban on Kurdish continued for years.

 

However, the Turkish state is clearly wrong. How can the language my mother speaks divide the state?

The prevention of mother tongue education causes children’s learning difficulties and completely disconnects them with their culture and history. They lose the social memory of the region they belong to. First, they become alienated from their mother’s grandmothers’ folk tales and lullabies and lose them completely. Thus, we lose our collective cultural heritage in Mesopotamia for thousands of years.

However, aren’t the folk songs or stories telling about our common experiences and loves that keep us together? How can we expect young people who do not have a past to say, “Yes, he/she felt love and/or pain just like me,” to meet on a common ground today? Breaking off the Kurdish youth from their mothers and their culture only offends them to these lands. It is not their own culture that they are embarrassed and alienated but only these lands.

In the recent past, which is close as yesterday, Kurdish, Arabic, Turkish and Armenian were spoken in the same street in the southeast and east. We loved each other and were closer those days more than today. Today, almost one language is spoken in the east’s streets has not brought us closer to each other; contrary to popular belief, it has made us angry and distant. The strength of these lands stems from their wealth. Preserving this wealth is only possible by protecting the languages of this land. Education in the mother tongue does not divide us; it brings us closer to each other.

There is a problem of sincerity if the parliament members praise Ahmedi Xani and Feqiye Teyra, amongst other important Kurdish writers, but restrict reading their works in their original language: Kurdish.

It should not be forgotten that mother tongue education is a fundamental right. The right to mother tongue education is emphasized in the European Convention on Human Rights, to which Turkey is a party. Like all people, Kurds should be given the right to mother tongue education. For the most humane fundamental rights, one should not wait for decades for a positive statement or a step; fundamental rights should be given as soon as possible.

 

If you do not want a language, a history, a culture, and a nation not to disappear, please support this campaign.

 

To sign the petition of KDH (Kurdish Language movement)

Fadil AKSU

 

[1] https://ie-today.co.uk/people-policy-politics/the-importance-of-mother-tongue-in-education/

[2] https://www.yenisafak.com/politika/avrupaya-giden-yol-diyarbakirdan-gecer-598002