Türkçe bilmeyen annelerin Kürtçe bilmeyen çocukları

Neredeyse bütün dillerde ana dil, anne dili olarak ifade ediliyor. Bir insanın, annesinin konuştuğu dili öğrenmesi, konuşması onunla düşünmesinden daha doğal ne olabilir?

Türkiye’de ise söz konusu Kürtler olduğunda durum hiç de öyle değil.

Kürt çocuklar annelerinin dillerini ya hiç öğren/e/miyor ya da öğrendikten bir süre sonra bunu unutuyor ve kaybediyorlar. Kendi annesine, kendi evine, kültürüne yabancı nesiller yetişiyor. Bu diline yabancılaşma milyonlarca Kürdün göç ettiği büyük metropollerde daha hızlı bir şekilde yaşanıyor. Ana dilinden Türkçeye geçişte çocuklar özellikle ilkokul ve ortaokul yıllarında ciddi bir öğrenme güçlüğü çekiyorlar.
Özellikle ilköğretim çağında anadil önemlidir. Çünkü çocuklar ana dillerini geliştirdiklerinde, aynı zamanda eleştirel düşünme ve okuma-yazma becerileri gibi bir dizi diğer temel becerileri de geliştirirler. Bu temel becerileri ana dillerinde daha hızlı ve doğal olarak öğrenirler, ikinci bir dil öğrenildiğinde bu becerileri ve öğrenmeleri yeni öğrenilen dile aktarmak daha kolaydır.


Örneğin, bir çocuk bir kelimenin anlamını bağlamı aracılığıyla tahmin etme veya satır aralarını okuyarak anlam çıkarma becerisi geliştirmişse, bu beceriler ikinci bir dilde çalışmaya başladığında kolayca aktarılır. Bununla birlikte, bu soyut becerileri doğrudan ikinci bir dille öğretmek çok daha zordur.

Bundan dolayı ana dilini kullanmak, çocuğun eleştirel düşünme ve okuma yazma becerilerini geliştirmesine yardımcı olur.

Anadil gerçekten bu kadar önemli mi?

Toronto Üniversitesi’nden Profesör Jim Cummins bu sorunun cevabını şöyle veriyor; güçlü bir ana dili olan çocukların ikinci bir dili daha kolay öğrendiklerini ve okuma yazma becerilerini geliştirdiklerini keşfetti. Çocukların bilgi ve becerilerinin diller arasında aktarıldığı sonucuna vardı.[1]

Türkiye bırakın Kürtçe anadilde eğitimi, Kürtçenin varlığını bile gözünü ve kulağını kapatarak yıllarca inkâr etti. Kürtçeyi onlarca acı yaşandıktan sonra ancak bir televizyon kanalı açarak 2009 yılında kabul edebildi. TRT Kürdi kanalı Mesut Yılmaz’ın 1999 yılında yaptığı ‘’ AB’nin Yolu Diyarbakır’dan Geçer’[2] açıklamasından 10 yıl sonra kuruldu. Bugün bu açıklamanın üzerinden 21 yıl geçti ama Türkiye halen temel insan haklarında ve demokratikleşmenin çok gerisinde. Türkiye bir türlü ana dilde eğitimin önündeki engelleri kaldırmıyor. Devletin bütünlüğünün tehlikeye gireceği varsayımı ile yıllardır gizli Kürtçe yasağına devam edildi.

Hâlbuki tam olarak burada yanılıyordu devletimiz. Annemin konuştuğu dil devleti nasıl bölebilir.

Ana dilde eğitimin engellenmesi sadece çocukların öğrenme güçlüğü yaşamasına neden olmuyor, aynı zamanda kültürü ve geçmişi ile bağlarını tamamen koparıyor. Ait olduğu yöreye dair toplumsal hafızayı kaybediyor, annelerinin ninelerinin türkülerine masal ve ninnilerine önce yabancılaşıyor daha sonra kaybolup silinmesine neden oluyor. Mezopotamya’da binlerce yıllık kültürel mirasımızı kaybetmiş oluyoruz.

Hâlbuki ki bizi bir arada tutan ortak yaşanmışlıklarımızı, aşklarımızı anlatan türküler veya hikâyeler değil midir? ‘’Evet, o da benim gibi âşık olmuş, benim acımı yaşamış ben gibi’’ diyeceği geçmişi olmayan gençlerin bugün ortak bir payda da buluşması nasıl beklenebilir ki? Kürt gençlerinin anneleri ve kültürleri ile bağını koparmak onları sadece bu topraklara küstürür. Küstükleri yabancılaştıkları kendi kültürleri değildir sadece, bu toprakların kendisidir. Dün diyebileceğimiz yakın geçmişte güneydoğu ve doğuda Kürtçe, Arapça, Türkçe, Ermenice aynı sokakta konuşulurdu. O gün bugünkünden daha çok birbirimizi seviyorduk ve daha yakındık. Bugün doğunun sokaklarında artık neredeyse tek dil konuşulması, sanılanın aksine bizi birbirimize daha çok yaklaştırmadı, kusturup uzaklaştırdı. Bu toprakların gücü zenginliğinden kaynaklanıyor. Bu zenginliği korumak da ancak bu toprağın dillerine sahip çıkarak oluyor. Ana dilde eğitim bizi bölmez aksine bizi birbirimize daha çok yaklaştırır.

Meclis kürsülerinde Ahmedi Xani’den Feqiye Teyra’dan övgü ile bahsedip, bunun gibi yüzlerce önemli şair ve edebiyatçının divanlarını Kürtçeden okumanın onu açılmıyorsa burada bir samimiyet problemi vardır.

Ana dil eğitiminin temel bir hak olduğu da unutulmamalıdır. Tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de anadilde eğitim hakki vurgulanmış tır. Her halk gibi Kürtlere de ana dilde eğitim hakkı verilmelidir. En insani temel haklar için bir olumlu açıklama ya da bir adım için her defasında onlarca yıl beklenmemeli, temel haklar bir an önce verilmelidir.

Sizler de bir dilin, bir tarihin, bir kültürün ve bir milletin yok olmasını istemiyorsanız, bu kampanyaya destek veriniz.

Kürtçe Dil hareketinin başlatmış olduğu Anadilde Eğitim İstiyoruz! kampanyasına bir imza atarak destek verebilirsiniz.

Fadıl AKSU

 

[1] https://ie-today.co.uk/people-policy-politics/the-importance-of-mother-tongue-in-education/

[2] https://www.yenisafak.com/politika/avrupaya-giden-yol-diyarbakirdan-gecer-598002

EĞİTİMCİLERE YAPILAN SALDIRILAR DÜNYA BARIŞINI TEHDİT EDİYOR

Geçtiğimiz günlerde Fransa’da bir öğretmenin öldürülmesi olayı Fransa’da ve bütün dünyada şok etkisi yaptı. Bu üzücü hadise yeniden dikkatleri eğitim ve eğitimcilere karşı yapılan terör saldırılarına çevirdi.

Dünya üzerinde bütün dinler, diller, renkler ve farklı milliyetteki insanların bir arada yaşama kültüründen, dünya barışından, hoşgörüden, sevgiden, evrensel insani değerler etrafında bütün insanların farklılıklarıyla birlikte bir arada yaşayabileceğinden bahsedilirken ve bu konuda birçok tez çalışmaları ve dinler arası diyalog çalışmaları yapılırken, Fransa’da meydana gelen terör hadisesi hangi dinden, hangi dilden ve hangi milliyetten olursa olsun  herkesi üzdü.

Terör faaliyetleri, kimden ve nereden gelirse gelsin, barışa, huzura vurulan en büyük darbedir. Hangi sebeple ve hangi maksada yönelik olursa olsun, hiçbir terör faaliyeti katiyen tasvip edilemez. Terör, bir kurtuluş mücadelesi şekli olamaz. Fransa da meydana gelen terör hadisesi sadece Fransa’ya yapılmış bir hareket değil, dünya barışına, dünya insanlığına yapılmış bir saldırıdır. Amacı, toplum fertlerini en üstün insani ve evrensel değerler çizgisinde yetiştirerek, onları modern çağın gerektirdiği bilgi ve beceri ile donatarak, insan haklarına saygılı, üstün karakterli fertler olarak yetiştirmek olan öğretmenlerin, terör saldırılarına maruz kalması; gerçekte insani değerlere ve insani kazanımlara yapılan saldırıdan başka bir şey değildir.

1

Son yıllarda bütün dünyada eğitim kurumlarına ve eğitimcilere yönelik saldırılardan dolayı hem öğrencilerde hem eğitimcilerde hem de ailelerde ciddi travmalara yol açmaktadır.2009 yılından bu yana Amerika Birleşik Devletleri’nde okulların en az 177’si silahlı saldırıya maruz kalmış, saldırganlar 110 öğrenci ve öğretmeni öldürmüş, 246 kişiyi de yaralamıştır. Nijerya’nın kuzeydoğusunda meydana gelen saldırılarda ise, dokuz yılda 611 öğretmen öldürülmüş ve 910 okul yıkılmıştır.

Mali’de 2019 yılındaki şiddetli saldırılarda yetmiş beş çocuk yaralanırken yaklaşık 100 çocuk, çocuk olarak askere alınmış ve 900 okul da güvensizlik nedeniyle kapatılmıştır. Yemen ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki okullara yapılan saldırılarda 1.500’den fazla okul kullanılamaz hale gelmiştir. Afganistan, Filistin ve Suriye gibi ülkelerde eğitim kurumları 500’den fazla saldırı ile karşı karşıya kalmıştır.

 Nigeria. (AP Photo/Jossy Ola, File)

Afrika ülkelerinden Kamerun’da 1.000’den fazla okul ve üniversite öğrencisi silahlı gruplar veya güvenlik güçleri tarafından tehdit edilerek kaçırılmış, yaralanmış veya öldürülmüştür.

Ukrayna’da 2014 yılından bu yana devam eden çatışmaların bir sonucu olarak, her iki taraftan 750’den fazla eğitim tesisi hasar görmüştür.

2

Türkiye’de 15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe tiyatrosu sonrası, millî Eğitim Bakanlığı’nda görev yapan yaklaşık 34 bin öğretmen ve 6081 akademisyen mesleklerinden atılmış ve Özel Eğitim Kurumların da çalışan 20 bin öğretmenin de çalışma izinleri ve lisansları iptal edilmiştir. Toplamda 55 bin öğretmenin kamuda ve özel sektörde öğretmen olarak çalışması keyfi bir şekilde yasaklanmıştır. Terörle hiçbir ilişikleri olmadığı halde, Kadın-Erkek binlerce öğretmen terörist suçlaması ile hapse atılmıştır.

Yine 15 Temmuz sonrası 15 özel üniversite, 1065 özel lise, ortaokul ve ilkokul, 980 dershane, 848 öğrenci yurdu da kapatılarak demokratik hayata büyük bir darbe vurulmuştur.

Dünya genelinde son beş yılda eğitimcilere yönelik saldırılarda, ölü ve yaralıların sayısı 22.000’i geçmiştir.2015 ile 2019 yılları arasında, 93 ülkede eğitime yönelik en az bir saldırı olayı gerçekleşmiştir.

Dünyanın birçok ülkesinde öğretmenleri, öğrencileri ve eğitimcileri hedef alan terör saldırıları, hukuksuzluklar ve antidemokratik tutumlar dünya barışını tehdit ederek, toplum fertleri arasındaki kutuplaşmalara sebep olmaktadır.

Toplum yapısında ve sosyal hayatta meydana gelen problemler, eğitimsizlik ve cehaletin bir ürünü olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Toplumu oluşturan en küçük kurum olan aileden, en büyük kurum olan devlete kadar, üzerinde hassasiyetle durulması gereken en önemli husus; mevcut eğitim imkânlarını daha ileriye taşımak, eğitimcilerin teknik donanımları ile beraber moral ve motivasyonlarını üst seviyede tutarak,  evrensel barış adına en güzel faaliyetleri yapmak olmalıdır.

Geleceğin dünyasında söz sahibi olacak ve geleceğin uygarlığını inşa edecek toplum bireylerini yetiştirmekle vazifeli öğretmen ve eğitimciler; dünyanın her tarafında terör saldırılarından, haksızlıklardan, hukuksuzluklardan, her türlü kaygı ve korkulardan uzak tutmak bütün dünya devletlerinin sorumluluğundadır.

 

Zafer Kurt

27-10-2020

 

1 https://www.express.co.uk/news/world/922281/US-schools-shooting-Which-schools-in-the-USA-are-on-alert-after-Florida-school-shooting

2 https://right-to-education.exposure.co/ukraine

 

 

İhraç edilmiş mağdur polis şefi Kabakçıoğlu’nun hapishanede karantina hücresinde ölü bulunması üzerine basın açıklaması.

Broken Chalk üyeleri adına açıklamayı Broken Chalk  yönetim kurulu üyesi Feride Özer Türkçe olarak yaptı.

 

13 Nisan’da Türkiye hükümeti 90.000 tutuklunun tahliyesi içi bir yasa çıkardı. Fakat öğretmenler, avukatlar, polis memurları, askeri personeller, karşıt görüşlü siyasetçiler ve aktivistler ve diğer herhangi bir suç işlememiş sadece rejime aykırı ve tehdit olarak görülen gruplarla ilişkilendirilmiş bir çok kişi parmaklıkların ardında bırakıldı.[1], [2] Mustafa Kabakçıoğlu bir polis şefiydi ve tahliye edilmeyen tutuklulardan sadece biriydi.  Kabakçıoğlu bir yardım kuruluşuna 5 Türk lirası bağışta bulunduğu suçlamasıyla 4 yıldır cezaevineydi.[3]

Mustafa Kabakçıoğlu 20 Ağustos’ta öksürmeye başladığı gerekçesiyle karantina hücresine konuldu. Bu hücre hapsi sırasında 29 Ağustos 2020’de vefat etti.[4] Gardiyanların bildirdiğine göre beyaz plastik bir sandalyede yalnız başına otururken ve kafası geriye düşmüş bir şekilde ölü bulundu. Ölümünün ardından yayınlanan karantina hücresinin fotoğrafları Türkiye’deki insanlık dışı hapishane koşullarının bir özeti gibiydi.[5]

 

İnsan haklarını savunma çerçevesinde biz Broken Chalk olarak Türkiye’deki yetkilileri bu olayı acilen araştırmaları ve Kabakçıoğlu’nun vefatının arkasındaki  gerçekleri ortaya çıkarmaları için göreve çağırıyoruz.

 

 

Türkiye Adalet Bakanı hapishanelerdeki COVİD-19 vakalarını halktan saklamaktadır. Uuzmanlar ceza infaz kurumlarında vakaların arttığını ve hem çalışanların hem de tutukluların hastalanadığını belirtiyor.[6]

 

IHD’nin beyanına göre bugün Türkiye hapishanelerinde 1333 adet hasta tutuklu ve mahkum var ve bunların 457 tanesi ağır hasta.[7]

 

Biz bütün insan hakları organizasyonlarını ve insan hakları savunucularını Türkiyede’deki hapishanelerin insanlık dışı yaptırımlarına karşı durmaya ve aynı olayların tekrarlanmaması üzerine çalışmaya çağırıyoruz.

Kabakçıoğlu’nun ölümü Türkiye hapishanelerinde bir ilk değildi fakat sizlerinde ses vermesiyle birlikte son olabilir.

 

Hepinizi Türkiye’de aynı trajedilerin yaşanmasını önlemek amacıyla Kabakçıoğlu’nun ölümü için sesinizi yükseltmeye davet ediyoruz.

 

Kamuoyuna Broken Chalk olarak saygılarımızla duyuruyoruz.

 

İmza

Broken Chalk

Basın açıklamasını PDF olarak indirmel için burayı tıklayınız.

[1] https://www.amnesty.org/en/get-involved/take-action/turkey-covid-19-prisoners-release/

[2] https://theconversation.com/turkey-releasing-murderers-but-not-political-opponents-from-prison-amid-coronavirus-pandemic-136466

[3] https://pledgetimes.com/how-erdogan-has-his-opponents-penned-up-in-turkey/

[4] https://galusaustralis.com/2020/10/1023558/fear-of-death-in-the-lonely-cell-how-erdogan-locked-up-his-opponents-in-turkey-politics/

[5] https://www.boldmedya.com/2020/10/14/karantina-hucresinden-cenazesi-cikti-plastik-sandalyede-olum/

[6] https://www.duvarenglish.com/health-2/coronavirus/2020/10/13/turkish-justice-ministry-withholds-covid-19-data-on-prisoners/

[7] https://m.bianet.org/bianet/insan-haklari/207245-ihd-hapishanelerde-457-si-agir-1333-hasta-mahpus-var

Persbericht: Purge-victim politiechef Kabakçıoğlu dood aangetroffen in een quarantaine cel in een Turkse gevangenis.

Namens de Broken Chalk-leden legde Broken Chalk-woordvoerder Fatih Ok de Nederlandse verklaring af.

Op 13 april heeft het Turkse parlement een wet aangenomen die de vervroegde vrijlating van maximaal 90.000 gevangenen mogelijk maakt. Maar veel te veel mensen, waaronder leraren, journalisten, advocaten, politieagenten, militairen, oppositiepolitici en activisten, anderen die geen ander misdrijf hebben begaan dan verbonden te zijn aan groepen die het regime als politieke bedreigingen ziet die achter de tralies worden achtergelaten.[1],[2] Mustafa Kabakçıoğlu, een plaatsvervangend politieagent, behoorde tot de gevangenen die niet werden vrijgelaten. Kabakçıoğlu zat de laatste vier jaar in de gevangenis en werd beschuldigd van het schenken van 5 Turkse Liras (minder dan één euro) aan een liefdadigheidsorganisatie [3].

Mustafa Kabakçıoğlu werd in een quarantaine cel gezet sinds hij begon te hoesten op 20 augustus. Mustafa Kabakçıoğlu stierf in een eenzame opsluitingscel in de Gümüşhane Gevangenis op 29 augustus 2020, in Turkije[4]. De gevangenbewaarders vonden hem naar verluidt alleen zittend op een witte plastic stoel met zijn hoofd op de rug. De foto’s die na zijn dood uit zijn quarantainecel zijn vrijgegeven, geven een overzicht van de onmenselijke omstandigheden van de gevangenissen in Turkije.[5]

 

 

In haar pogingen om de mensenrechten te verdedigen, roept Broken Chalk de Turkse autoriteiten op om de zaak met spoed te onderzoeken, om de waarheden achter de dood van Kabakçıoğlu te vinden.

 

Het Turkse Ministerie van Justitie heeft informatie achtergehouden voor het publiek over de aantallen COVID-19 patiënten in de gevangenissen van het land. Intussen merken deskundigen op dat er in de penitentiaire inrichtingen steeds meer gevallen voorkomen, waarbij zowel de gevangenen als de werknemers ziek worden.[6]

Vandaag de dag zijn er in de Turkse gevangenis, volgens de verklaring van IHD, 1333 zieke gevangenen, waarvan 457 onder zware omstandigheden. .[7]

Wij roepen alle nationale/international mensenrechtenorganisaties en mensenrechtenverdedigers op om zich te verzetten tegen de onmenselijke behandelingen van alle Turkse gevangenissen en niet dezelfde ervaring te hebben.

Kabakçıoğlu’s dood was niet de eerste in Turkse gevangenissen, maar met uw stem kan het de laatste zijn.

We roepen ieder van jullie op om je stem te verheffen voor de dood van Kabakçıoğlu om te voorkomen dat er nieuwe gevallen in Turkije gebeuren.

Broken Chalk kondigt het met respect aan, aan het publiek.

 

Ondertekend door

Broken Chalk

Om de Nederlandse versie van het persbericht te downloaden

 

[1] https://www.amnesty.org/en/get-involved/take-action/turkey-covid-19-prisoners-release/

[2] https://theconversation.com/turkey-releasing-murderers-but-not-political-opponents-from-prison-amid-coronavirus-pandemic-136466

[3] https://pledgetimes.com/how-erdogan-has-his-opponents-penned-up-in-turkey/

[4] https://galusaustralis.com/2020/10/1023558/fear-of-death-in-the-lonely-cell-how-erdogan-locked-up-his-opponents-in-turkey-politics/

[5] https://www.boldmedya.com/2020/10/14/karantina-hucresinden-cenazesi-cikti-plastik-sandalyede-olum/

[6] https://www.duvarenglish.com/health-2/coronavirus/2020/10/13/turkish-justice-ministry-withholds-covid-19-data-on-prisoners/

[7] https://m.bianet.org/bianet/insan-haklari/207245-ihd-hapishanelerde-457-si-agir-1333-hasta-mahpus-var

Press Release: Purge-victim deputy chief police officer Kabakçıoğlu found dead in a quarantine cell in a Turkish prison.

On behalf of the Broken Chalk members, Broken Chalk President Ramazan Ince made the English statement on 25th October in Amsterdam.

 

On 13 April, the Turkish Parliament passed a law it enabled the early release of up to 90,000 prisoners. But far too many people, including teachers, journalists, lawyers, police officers, army people, opposition politicians and activists, others who did not commit any crime other than being affiliated with groups the regime sees as political threats left behind the bars.[1], [2] Mustafa Kabakçıoğlu, a deputy chief police officer,  was among the prisoners who were not released. Kabakçıoğlu was in prison for the last four years and was accused of donating 5 Turkish Liras ( less than one euro) to a charity organization[3].

Mustafa Kabakçıoğlu was put in a quarantine cell since he started coughing on August 20. Mustafa Kabakçıoğlu died in a solitary confinement cell in Gümüşhane Prison on August 29, 2020, in Turkey [4]. The prison officers reportedly found him sitting alone on a white plastic chair with his head dropped to the back. The pictures released after his death from his quarantine cell summarize the inhuman conditions of the prisons in Turkey.[5]

 

In her efforts to defend human rights, Broken Chalk calls the Turkish authorities to investigate the case urgently, to find the truths behind Kabakçıoğlu’s death.

Turkey’s Justice Ministry has been withholding information from the public about the numbers of COVID-19 patients in the country’s prisons. Meanwhile, experts note that cases have been surging across correctional facilities, with both inmates and workers getting sick.[6]

 

Today in Turkey’s prison, according to the statement done by IHD, there are 1333 sick prisoners, 457 of which are in severe conditions.[7]

 

We call all national/international human rights organizations and human rights defenders to stand against all Turkish prisons’ inhuman treatments and not have the same experience.

Kabakçıoğlu’s death was not the first in Turkish prisons, but with your voice, it can be last.

We call every one of you to raise your voice for the death of Kabakçıoğlu for preventing new cases happen in Turkey.

Broken Chalk announces it to the public with due respect.

 

Signed by

Broken Chalk

 

To Download Press Release in PDF form please press this link

 

[1] https://www.amnesty.org/en/get-involved/take-action/turkey-covid-19-prisoners-release/

[2] https://theconversation.com/turkey-releasing-murderers-but-not-political-opponents-from-prison-amid-coronavirus-pandemic-136466

[3] https://pledgetimes.com/how-erdogan-has-his-opponents-penned-up-in-turkey/

[4] https://galusaustralis.com/2020/10/1023558/fear-of-death-in-the-lonely-cell-how-erdogan-locked-up-his-opponents-in-turkey-politics/

[5] https://www.boldmedya.com/2020/10/14/karantina-hucresinden-cenazesi-cikti-plastik-sandalyede-olum/

[6] https://www.duvarenglish.com/health-2/coronavirus/2020/10/13/turkish-justice-ministry-withholds-covid-19-data-on-prisoners/

[7] https://m.bianet.org/bianet/insan-haklari/207245-ihd-hapishanelerde-457-si-agir-1333-hasta-mahpus-var

THE SOCIAL EXPERIMENT WITH 80 MILLION PEOPLE*

It was the previous year. Kocaeli Municipality conducted a social experiment to draw attention to child labor abuse. The child’s boss was sitting on the city bus, while the 7-8-year-old labor boy was standing with a box in his hand. The boy said: “Sir, I’m tired, let me put this down.”, but the boss was not accepting it. The boy was slapped by his boss when he slipped the heavy box. The majority of the passengers amazedly watched the City Theaters’ actors’ experiment, only some women objected.

 

In another experiment, some people prevented the guy who wants to take away the lost children by saying, “I am his big brother,” others again, amazedly watched the situation without saying anything.

 

There is a social experiment that UNICEF has conducted. A child is left in the middle of the crowd. They observe the ones who are interested in the child. If the child is well-groomed, people immediately run and take care; if not, people ignore it. The same experiment is conducted in the restaurant. The result is just the same.

 

In another experiment, there is a group of people beating children in the park. Hundreds of people see them. Thirty-five percent of them do not say anything. Others intervene in the situation.

 

There are hundreds of such experiments in which humans have been tested. But currently, the most massive social experiment takes place in Turkey.

 

TURKEY’S EXPERIMENT

 

Eighty million people participate in this experiment.

 

Hundreds of thousands of people were fired without any question or justification. Eighty million people watched unresponsively. Hundreds of thousands of people have been imprisoned for the “crimes” of providing scholarships, depositing money in the bank, enrolling students in the Gulen schools.

 

Eighty million people watched.

 

Innocent military college students, who were taken to the bridge as a military exercise, which had nothing to do with the coup, took life imprisonment.

Eighty million people watched.

 

Tens of thousands of women are in prison for the “crimes” of cooking mantı, giving scholarships, and participating in a charity sale. Most of them stay together with 40 people in 20 person wards.

 

Eighty million people are watching. They are all ignoring it.

And 864 babies are currently in prison despite current laws. After the cold winters, they are now crawling and growing within microbes in their 40-degree suffocating prison cells.

 

Eighty million people are watching.

 

Dozens of people are publicly abducted. Tortures are carried out in unknown places.

 

Eighty million people are watching.

 

What are the people’s representatives doing?

There are 589 deputies in the parliament. Let’s leave the exceptions aside. No matter how we arrange all those deputies, they all together are not equal to Ömer Faruk Gergerlioğlu.  They are all aware of what is happening. However, the pressure of the well-known dictator forced them to remain silent. They are watching the ongoing issues in the “tribune” for a salary of 22,200 TL.

It is the same case for the authors, artists, NGO’s, women’s or children’s protection associations.

 

THE DICTATOR FORCED THEM TO REMAIN SILENT. 

 

The conservatives are also watching.  Hundreds of seriously ill prisoners are going to die in prisons. Every week someone dies in a cell. They are just watching. Hundreds of newspapers and journalists, who have been making headlines for a single person who committed suicide in their neighborhood, are just watching what is happening. The dictator forced them to remain silent.

The people of Turkey have participated in this social experiment with an 80 million completely unresponsive audience.

 

THE “HUMAN” POPULATION?

 

The following question inevitably comes to mind. How much of the “human” population is real in Turkey? There was a crocodile documentary lately. When the crocodile notices gazelle’s baby, the crocodile stops eating her. What kind of creature should we consider “humans” who can be silent even for babies persecuted in prison?

 

In one of the social experiments above, when the little girl was dressed beautifully and brought into the restaurant, people would let her sit at their tables, give her food, and help her.

 

In the same experiment, when the girl’s face and eyes were made up with black powder makeup and sent to the same restaurant in a messy outfit, most people turned her down.

 

Most innocently, they are like in this case.

They are afraid even to take care of babies.

 

When a cat gets stuck in a tree or a puppy falls into a pit, they all become love/social butterflies.

When they take action to take care of a bull that escaped in the Eid al-Adha, they all become heroes of love.

 

But when they see the persecuted babies, they turn their faces away, ignore them, and walk away.

 

They are trembling with the fear of being called a Gulenist in case of saying a word.

 

People conducted the social experiments I mentioned at the beginning.

 

God conducts this social experiment of 80 million on the world stage.

 

When the experiment is over, and the “director” says, “It was a social experiment,” let’s see what they will do.

 

 

Translated from 80 milyonluk sosyal deney written by Veysel Ayhan

14.10.2020

Doğu Ukrayna’da Savaşın Ortasında Kalan Çocuklar*

Geçmişten günümüze dünyanın neresinde olursa olsun, yaşanan savaşlar, iç çatışmalar ve ülke içi hukuksuzluklarda en çok etkilenen kitle çocuklar olmuştur. Savaşlar ve iç çatışmalarla birlikte yaşanan ekonomik sıkıntılar, zorunlu göçler, yıkılan okullar, hayatını kaybeden çocuklar ve eğitimcilerle birlikte okullarından mahrum kalan çocuklar, savaşın ortasında kalarak büyük travma yaşamışlardır.

 

Dünya gündeminin hızlı bir şekilde değişmesi ve Covid-19 salgını, bazı bölgelerde devam eden ve milyonlarca kişiyi derinden etkileyen çatışmaların, savaşların ve anti-demokratik uygulamaların dünya gündemde yeterince yer alamamasına neden olmuştur. ABD-Rusya arasında yeniden soğuk savaş çanlarının çalınmaya başlanması, DEAŞ terörünün Avrupa’ya yayılması, bitmeyen Suriye savaşı, Türkiye’de yaşanan baskı rejimi ve anti-demokratik uygulamalarla birlikte cezaevlerinin eğitimli insanlarla dolması gibi dünya gündemini etkileyen ana sorunlar,  Avrupa’nın hemen yanı başında Doğu Ukrayna’da devam eden bir savaşın gözlerden uzak kalmasına neden olmuştur.

 

Doğu Ukrayna’da Şubat 2014’te başlayan çatışmalar, çatışmanın taraflarını ayıran cephe hattı olan ‘Doğu Ukrayna bölgesi’ ve çevresindeki 3.500’den fazla okulu etkiledi. Buna bağlı olarak yaklaşık  670 bin çocuk ve 66 bin eğitim görevlisi bu travmadan etkilendi. Çatışmanın eğitim ve diğer insan hakkı ihlalleri üzerindeki etkisi de deri olmuştur. Çatışmanın tüm tarafları; çocukların okula devam etmesini ve okulların saldırılardan korunmasını, eğitim hakkı üzerindeki etkilerin en aza indirilmesini ve eğitimin bir savaş silahı olarak kullanılmaması için, insan hakları sözleşmeleri ve onun getirdiği yükümlülükleri kabul etmekteydi. Ancak buna rağmen savaşla birlikte çocuklar hala okullarına gidememektedir. Ocak 2020 itibarıyla, Ukrayna’daki çatışmalar nedeniyle yaklaşık  14.000 ölüm ve 25.000 den fazla yaralanma vakası oldu . BM Mülteci Ajansı’nın bildirdiğine göre  (UNHCR), savaşla birlikte 1,5 milyon insan yerinden edilmiş ve 35.650 kişi vatansız kalmıştır.

 

Doğu Ukrayna’da devam eden savaşın eğitim üzerindeki etkileri üzerine UNICEF Genel Direktörü Henrietta Fore da şu görüşlere yer verdi;

       “Okula giden çocuklar doğu Ukrayna’daki çatışmaların etkilerini ve uzun süren zihinsel ve fiziksel yaralarını taşımaktadır. Okullardaki gündelik yaşam, açılan ateşler ve atılan bombalar yüzünden bozulmakta, çocuklar bodrum katlarında ve yeraltı sığınaklarında saklanmak zorunda kalmaktadır. Pek çok durumda çocukların yaşadıkları dehşet, öğrenmelerini engelleyecek kadar ağırdır.”

 

Geçiçi olarak kapatılan okul sayısı

 

2014 yılında çatışmaların başlamasından bu yana 750’den fazla eğitim tesisi zarar gördü ya da tahribe uğradı. Askeri alanların, üslerin ve depoların, ayrıca güvenlik denetim noktalarının birbirine çok yakın olması nedeniyle çocuklar her iki bölgede de ciddi tehlike altında kalmıştır. Ayrıca, mayınlar ve savaş kalıntısı patlayıcılar çocukların güvenliğini tehdit etmiş, çeşitli travmalara ve duygusal sıkıntılara yol açmıştır.

Saldırıya uğrayan okul sayısı

 

Henrietta Fore açıklamasında:

“Çocukları serseri kurşunlardan koruma amacıyla kum torbalarıyla çevrilmiş sınıflar tahrip olmuştur. Bu kabil okullar çocukların öğrenim görebilecekleri yerler olamaz. Çatışmaya dâhil olan taraflar okulları korumalı ve çocukların güvenliğini sağlamalıdır.”

dedi.

 

Doğu Ukrayna ve dünyanın birçok yerinde devam eden çatışmalarda milyonlarca çocuk savaşların, terör saldırılarının ve politik çatışmaların kurbanları durumuna gelmektedir. Bu şiddet eylemlerinin çocuklar üzerinde oluşturduğu travmatik etkiler, onların fiziksel, psikolojik ve ahlaki gelişimleri üzerinde de kalıcı zararlar bırakmaktadır. Yaşanan bu ağır psikolojik bozukluklar çocukların ruhsal durumunu olumsuz etkilerken onların hayallerini de yok etmektedir.

 

Dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan çatışmalar en çok çocukları etkilemektedir. Bir ülkenin geleceğe güvenle bakabilmesi, her türlü travmadan uzak, sağlıklı nesillere, nesillerin de bilgi beceri ile donatılmasına ve evrensel insani ve ahlaki değerlerle yetişmesine bağlıdır. Dünya üzerinde hangi ülkede olursa olsun, savaşlara sebep olacak faktörler daha ortaya çıkmadan sona erdirilmeli. Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler gibi dünya üzerindeki etkili kuruluşlar ve devletler daha etkin bir rol alarak, dünya üzerinde en çok çocukları etkileyen savaşların, iç çatışmaların ve antidemokratik uygulamaların önüne geçerek dünya barışına katkı sağlamalıdırlar.

 


Zafer Kurt

13.10.2020

 

Not: Resimler ve rapor içeriği Eğitim Haktır Girişimi’nin sitesinden alınlmıştır.

 

 

 

Meaningful change.org Campaign on October 5 World Teachers’ Day

HDP member of parliament Ömer Faruk Gergerlioğlu launched a petition on October 5, World Teachers’ Day, and said: “The government should be reinstated the teachers who are the victims of the State of Emergency and a Decree-Law to their jobs by compensating for all their loss of rights.”

The link for this campaign.

 

Gergerlioğlu, who tries to be the voice of the oppressed ones and the victims through his statements and campaigns at every opportunity, stated that the treacherous coup theater, which was exhibited July 15, 2016, led to many oppressions, convictions, and unjust treatments, and along with it, led to irreparable human tragedies. Gergerlioğlu wants to draw attention to the petition on the persecutions and human rights violations in Turkey and invites the world public to be sensitive to humanity’s drama.
Ömer Faruk Gergerlioğlu gave the following statements while starting the petition:

“PLACE WHERE TEACHERS SHOULD BE IS SCHOOLS WITH THEIR STUDENTS.”

With the Decree Laws, the AKP government disregarded universal rules of law such as “presumption of innocence,” “legality in crime and punishment,” “the right against self-incrimination,” and “individuality of criminal responsibility.”

The Government dismissed around 150,000 people from civil service without any justification. Approximately 55,000 teachers among the Decree-Law victims have not been able to perform their profession for the last four years.

This injustice, which causes the violation of the right to education, must be ended as soon as possible.
Justice delayed is justice denied. We launched a new petition for the manifestation of righteousness. We expect you to support our campaign by signing and sharing it with your inner circle.

After the coup attempt on July 15, 2016, the Turkish Government dismissed approximately 35,000 teachers working in the Ministry of Education of Turkey from their profession by violating the presumption of innocence with Decree Laws. The Government revoked the licenses of 20,000 teachers working in private education institutions.

The link for this campaign.

 

The Government arbitrarily banned fifty-five thousand teachers from working as teachers in the public and private sectors.
Officials did find none of these teachers be related to the coup. Despite this, the AKP government disregarded the freedom of labor and contracts guaranteed by these teachers’ Constitution, whom he regarded as opposed to himself.

Each teacher deprived of his/her students and from his/her beloved profession is a significant value lost for Turkey. AKP is trying to destroy these values with her arbitrary decisions. On the other hand, there are serious tragedies taking place. Violations of rights and unjust treatments continue to the extreme.
Educators, who have been trained for years and have not been allowed to do their teaching profession, are facing with unlawful practices such as passport cancellation, blockage of bank accounts, not being able to trade in the land registry cadaster, not being able to use bank loans and cancellation of bank credit cards.

 

The link for this campaign.

 

Teachers who are labeled as “Dismissed from Public Service with the Decree-Law” in the SSI Service Scheme documentation, which is a shame for Social Security Institution (SSI) and Turkish Employment Institution (İŞKUR), are again disappointed with the rejection response from their workplaces in the different sectors they have applied for.

The Government deprived fifty-five thousand teachers who were victims of the Decree-Law of the right to work. Teachers can not get their basic human needs, such as nutrition and shelter, and the public left the teachers to die.

Teachers who have to work in construction works without any experience and unfortunately lost their workplace homicide lives are another dark side of the Decree Laws.

These teachers’ lives deprived of their professions by arbitrary decisions, were upside down due to being prevented from teaching again and even entering another job. Gergerlioğlu said:

“The pain of dozens of teachers who committed suicide, died while working informally in construction, had psychological problems, ended their marriage, and drowned in the Evros River and the Aegean Sea while trying to escape the persecution” and continued his words as follows:

We say that teachers’ place is schools, classes with their students. The Government should give back to the Teachers’ rights who are victims of the Decree-Law. We want the Government to implement the Constitution’s Universal Law principles and give back the teachers’ rights.

By compensating for all their rights loss, our teachers should return to their schools and students immediately. That request is our most essential and primary demand.

The link for this campaign.

 

The Government should pay to a maximum and reinstate to their jobs together with all their rights that existed at the time of their dismissal with the Decree-Law to the teachers even though it is impossible to compensate for both materials nonmaterial losses within this period. Additionally, we want their restoration of honor and this unlawfulness’s responsibilities to be brought to justice and to be accounted for.

We launched a petition to meet the justified demands of 55,000 teachers who are victims of the Decree-Law.

We ask for the immediate reinstatement of teachers in question to their jobs by compensating all the loss of their rights and ask for teachers whose licenses were revoked due to being a worker of the closed educational institutions. The Government should allow the teachers to work in the private sector by returning their working licenses. We want the freedom of labor and enterprise freedom to be ensured, among the most fundamental rights. End these unlawfulness acts immediately!”

Lastly, Gergerlioglu said: “Join our signature campaign, share and support us.”
The Broken Chalk members supported the petition campaign launched by Gergerlioğlu since the Broken Chalk members also wished to end those persecutions taking place in Turkey.

Additionally, on October 5, World Teachers’ Day, the Broken Chalk volunteers gathered in Amsterdam, the Netherlands’ capital. They shared the unjust treatments with the world public with press releases in Turkish, English, and Dutch.

 

The link for this campaign.

 

Zafer Kurt

06/10/2020

5 Ekim Dünya Öğretmenler Gününde Anlamlı Kampanya

Beş ekim dünya öğretmenler gününde HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, bir imza kampanyası başlatarak; ‘’OHAL ve KHK mağduru öğretmenler tüm hak kayıpları telafi edilerek görevlerine iade edilsin’ ’dedi

Bu kampanyaya destek olmak için kampanya linki.

Her fırsatta yapmış olduğu açıklama ve kampanyalarla mazlum ve mağdurların yanında yer alarak onların sesi, soluğu olmaya çalışan Gergerlioğlu; 15 Temmuz 2016 da sergilenen hain darbe tiyatrosunun birçok mazlumiyetlere, mahkûmiyetlere, mağduriyetlere yol açtığını ve beraberinde telafisi mümkün olmayan insanlık dramlarına yol açtığını ifade etti. Türkiye’de yaşanan zulüm ve insan hakkı ihlallerine imza kampanyasıyla dikkat çekmek isteyen Gergerlioğlu; bütün dünya kamuoyunu Türkiye’de yaşanan insanlık dramı konusunda duyarlı olmaya davet etti.

Ömer Faruk Gergerlioğlu imza kampanyasını başlatırken şu açıklamalara yer verdi;

ÖĞRETMENLERİN YERİ OKULDUR, ÖĞRENCİLERİNİN YANIDIR

AKP iktidarı Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile “masumiyet karinesi”, “suç ve cezada kanunilik”, “lekelenmeme hakkı” ve “suçun şahsiliği” gibi hukukun evrensel kaidelerini hiçe saydı.

150 bine yakın kişi hiçbir gerekçe gösterilmeksizin memuriyetten ihraç edildi. KHK mağdurları arasında yaklaşık 55 bin öğretmen 4 yıldır mesleklerini ifa edemiyor.

Eğitim hakkının da ihlal edilmesine yol açan bu adaletsizliğe biran önce son verilmeli.

Geç gelen adalet adalet değildir. Adaletin tecelli etmesi için yeni bir imza kampanyası başlattık. Sizlerden imza vererek, yakın çevrenizle paylaşarak kampanyamıza destek olmanızı bekliyoruz.

15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrası Millî Eğitim Bakanlığı’nda görev yapan yaklaşık 35 bin öğretmen KHK lar ile masumiyet karinesi ihlal edilerek mesleğinden atıldı. Özel eğitim kurumlarında vazife yapan 20 bin öğretmenin de lisansı iptal edildi.

55 bin öğretmenin kamuda ve özel sektörde öğretmen olarak çalışması keyfi bir şekilde yasaklandı.

Oysa bu öğretmenlerden hiçbirinin darbe ile ilişkisi bulunamadı. Buna rağmen AKP iktidarı kendine muhalif olarak gördüğü bu öğretmenlerin Anayasa ile teminat altında bulunan sözleşme ve çalışma hürriyetlerini ayaklar altına aldı.

Mesleğinden ve çok sevdiği öğrencilerinden mahrum bırakılan her bir öğretmen Türkiye için kaybedilen çok önemli bir değerdir. Bu değer AKP’nin keyfi kararları ile yok edilmeye çalışılmaktadır.
Diğer yandan ciddi dramlar yaşanmaktadır. Hak ihlalleri ve mağduriyetler had safhada devam etmektedir.

Yıllarca eğitimini aldıkları ve icra ettikleri öğretmenlik mesleğini yapmasına izin verilmeyen eğitimciler, pasaport iptali, banka hesaplarına bloke konulması, tapuda alım-satım yapamamak, banka kredisi kullanamamak ve banka kredi kartlarının iptali gibi hukuki olmayan uygulamalarla karşı karşıya kalmaktalar.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) için utanç vesikası olan SGK hizmet döküm belgelerinde “KHK ile Kamu Görevinden Çıkarıldı” şeklinde fişlenen öğretmenler, iş için müracaat ettikleri farklı sektörde işyerlerinden ret cevabı ile yine hayal kırıklığı yaşamaktadırlar.

KHK mağduru 55 bin öğretmenin herhangi bir işte çalışma hakkı da elinden alınmıştır. Beslenme, barınma gibi en temel insani ihtiyaçlarını temin edememe tehlikesiyle karşı karşıya kalan öğretmenler sivil ölüme terk edildi.

Hiçbir tecrübeleri olmaksızın inşaat işlerinde çalışmak mecburiyetinde kalan ve maalesef iş cinayetlerinde hayatını kaybeden öğretmenler KHK’ların bir başka karanlık yönüdür.

Keyfi kararlarla mesleklerinden mahrum bırakılan bu öğretmenlerin yeniden öğretmenlik yapmaları, hatta başka işlere girmeleri dahi engellendiği için hayatları altüst olmuştur.

İntihar eden, inşaatlarda kayıt dışı çalışırken ölen, psikolojik problemler yaşayan, evlilikleri biten, uğradığı zulümden kaçmaya çalışırken Meriç Nehri’nde, Ege Denizi’nde boğulan onlarca öğretmenin acısı hâlâ yüreğimizde. ’ ’diyen Gergerlioğlu sözlerine şu şekilde devam etti;

‘’Biz diyoruz ki öğretmenlerin yeri okullardır, sınıflardır, öğrencilerinin yanıdır. KHK mağduru öğretmenlere bu fırsatın verilmesi gerekmektedir. Biz Anayasa’nın, Evrensel Hukuk ilkelerinin uygulanmasını ve öğretmenlerimize haklarının geri verilmesini istiyoruz.

Öğretmenlerimiz, yaşadıkları tüm hak kayıpları telafi edilerek hemen okullarına, öğrencilerinin başına dönmelidir. Bu bizim en önemli ve öncelikli talebimizdir.

KHK ile ihraç edildikleri sırada var olan tüm haklarıyla birlikte işlerine geri iade edilmelerini, bu süreçte hem maddi hem de manevi kısaca telafisi mümkün olmasa da yaşanan tüm kayıplarının asgari de olsa karşılanmasını; iade-i itibarlarını geri verilerek, bu hukuksuzluğun sorumlulukların adalet karşısına çıkıp hesap vermelerini istiyoruz.

55 bin KHK mağduru öğretmenin bu haklı taleplerinin karşılanması için imza kampanyası başlattık. Söz konusu öğretmenlerin, bir an önce yaşadıkları tüm hak kayıpları telafi edilerek işlerine dönmelerini ve kapatılan eğitim kurumlarında çalışıyor olmaları nedeniyle lisansları iptal edilen öğretmenlerin çalışma lisansları geri verilerek özel sektörde çalışmalarına izin verilmesini istiyoruz. En temel haklardan olan “çalışma hürriyetinin”, “teşebbüs hürriyetinin” sağlanmasını istiyoruz.
Hukuksuzluk artık son bulsun! Diyen Ömer Faruk Gergerlioğlu;

İmza kampanyamıza katılın, paylaşın bize destek olun’ ’dedi

Gergerlioğlu’nun yapmış olduğu imza kampanyasına Broken Chalk platformu üyeleri de destek vererek Türkiye’de yaşanan zulmün artık son bulmasını diledi.

Ayrıca 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü vesilesiyle Hollanda’nın Başkenti Amsterdam’da bir araya gelen Broken Chalk platformu gönüllüleri, yaşanan mağduriyetleri Türkçe, İngilizce ve Hollandaca basın açıklamalarıyla dünya kamuoyu ile paylaştı.

 

Zafer Kurt

06/10/2020

BROKEN CHALK, 5 EKİM DÜNYA ÖĞRETMENLER GÜNÜ BASIN BİLDİRİSİ

Dünya, ‘’Öğretmenler, krizlerde liderlik ederek gelecekte yeniden hayâl kurabilmeyi sağlar’’ temasıyla, 5 Ekim’i Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlamaktadır.

Broken Chalk üyeleri adına açıklamayı Broken Chalk  yönetim kurulu üyesi Feride Özer Türkçe olarak yaptı.

“Bugün biz dünyadaki tüm öğretmenlerin, Öğretmenler Günü’nü kutlamasını istiyoruz. Bununla birlikte toplumun dikkatini dünyanın birçok yerinde tehlikede olan öğretmenlere çekmek istiyoruz. Saldırılar, okulların bombalanmasından öğrenci ve öğretmenlerin ölümüne kadar birçok kötü sonuç doğuruyor.Tecavüz ve cinsel şiddet, keyfi tutuklamalar, zorla askere alımlar gerçekleşiyor.  Bütün bunlar devletlerin kolluk kuvvetleri tarafından yapılıyor ve körükleniyor. Eğitime düzenlenen saldırılar sadece öğretmenleri ve öğrencileri değil, uzun vadede toplumu da etkilemektedir.”

Basın açıklamasını PDF olarak indirmek için  5th_Oct_20_Teachers_Day_Press_Release_Turkce